Spontan Amsterdam - Nisan 2012

İlk defa sanırım 2006 yılında gitmiştim Hollanda’ya. Aynen bir fıkra gibi, bir Alman, bir İngiliz, bir Amerikalı ve bir Türk. Pek uyumlu bir grup da değildik: hepimizin farklı zevkleri, farklı istekleri var ancak gene de 4-5 gün için bir sürü yeri gezdik, üstelik birçok şehirde.  Rotterdam’dan tutun da, adını bilmediğim bir sahil kasabasına, The Hague’den   Amsterdam’a. Amsterdam’dan hatırladığım birkaç şey var: Anne Frank’ın evinin psikolojik olarak beni mahvettiği, bitmeyen müzeler  ve  yolda çocuğuna zorla yemek yediren bir anne gördükten sonra “kesin Türktür”  deyip, o kişinin çoookk sevdiğim biri çıkması.
Bu sefer tamamen farklı bir kontekste, işten 5 kız gittik Amsterdam’a. Biz Umay’la önceden gidiyoruz, grubun kalanı akşam üstü gelecek. Öncelikle 8:20 uçağını 12:20 de kaldıran THY’ye sevgilerimi yolluyorum. Kalkış sırasında 29. Sırada olduğumuzu duymak bir rekor oldu, üzerine de sırada iken “benzinimiz bitti, benzin almaya gidiyoruz” diyen pilot ise unutulmaz.
Dam Meydanı
Nitekim 15:00 gibi varabildik Amsterdam havaalanına, trene bindik ve 15 dk da merkez istasyonuna geldik. Elimizde bavullar ve harita, yürüyelim dedik, 8 dk da hop, Dam meydanındayız. Kafamızı sola çevirdik, bir de ne görelim, bizim otel – NH Grand Krasnovsky. O kadar mutlu olduk ki anlatamam, otelin merkezi olduğunu biliyorduk ama bu kadarını da beklemiyorduk.