Rss Feed

Dagdan geliyor iki kiz done doneee - Ege'de araba yolculugu, Temmuz 2016

Geçen sene Ege bölgesinde yaptığımız araba yolculuğundan dönerken, seneye de Temmuz'daki bayramda kısmet olursa Fethiye ve civarını gezeriz demiştik, nasip oldu. Uzun ve sürünmeli gidis donus yolu dışında da bence çok keyifli oldu.
Yol konusunda, öncelikle geçen yıl ilk durağımız Akyaka idi, 7 saatte vardık. Burda ilk durak Fethiye olduğu için, üstüne bir de bayram trafiği eklenince tam 12 saatte gelebildik, ben 2-4 kere geldim ama pek bilmiyorum Fethiye'yi. Genelde İngilizler tercih ediyormuş, Ölüdeniz, Hisarönü, İçmeler vb gibi çeşitli merkezleri var. Bizim otel Ölüdeniz'de, Hisarönü'nden geçerken ne biçim leş bir bolge filan diye dalga geçtik, ama bu arada biz Ölüdeniz'e inmeye çalıştıkça navigasyon bizi geri döndürüyo, Hisarönü'nde kaldığımıza ikna olmamız birkaç tur alsa da, mecbur tıpış tıpış döndük. Pinehill diye, genelde İngilizler'in kaldığı sevimli bir oteldeyiz. Dış mimari, peyzaj, havuz ortamı filan çok güzel. Otelin restaurantı bölgenin en iyi restaurantı diye geçiyo, kocaman bir kütüphanesi var, yemekler güsel, başka ne isterim ki...
Coco adlı spalarının Fethiye'nin en iyi spalarından biri olduğunu da söyleyince cennete düştüm dedim.

Isveç'in miniş şehri - Lund, Ocak 2016


Isveç menşeili bir şirkette çalışmama rağmen bu geziden önce en son dört yıl önce gelmişim Isveç'e (gerçi sonra bu yıl iki seyahatim daha oldu). 

Bizim şirketin merkezi, miniş bir şehir olan Lund, oraya gitmek için önce Danimarka'da Kopenhag'a uçuyorsunuz, ordan trenle deniz üzerinden etkileyici manzara eşliğinde bir köprüden geçip varıyorsunuz. Daha önce birkaç kere gelmeme ve Stockholm'u yazmış olmama (amma kasvetli yazmışım ilkini) rağmen bir baktım Lund'u yazmamışım hiç.
Gideceğim hafta havanın karlı ve eksi derecelerde olduğunu öğrendiğime hayıflaniyordum ki Istanbul'da da kar yağdı, hatta bu sebepten 300'e yakın uçuş iptal oldu. Neyse ki ben şanslılardandım.
Kopenhag'a uçakla vardım, trene geçtim, pasaport kontrolu çıktı karşıma. Çok şaşırdım çünkü EU ülkeleri sınırlarında kimlik ya da pasaport kontrolü olmuyodu genelde. Sonra trenle Danimarka'dan İsveç'teki ilk büyük durak olan Malmö'ye geçtik, bildiğin tekrar polis geldi, tekrar kontrol. Meğer dünyadaki mülteci krizinden dolayı kontrole yeni başlamışlar, herhangi bir kimlik yetiyor ama yabancıysan pasaport gerekiyor.
Olay da, Isveç ben mültecileri alıcam deyip, Danimarka'nın elindeki hepsini göndermesi sonucu olmuş. Bi bakmışlar 9 milyonluk ülkede nerdeyse 200 bin mülteci. 'Aman ne var bizde milyonlarca var' diyebilirsiniz ama onların nüfusuna oranla bizdeki kadar çok. Diğer yandan da bu gibi memleketlerde mülteci almak kampa göndermekle olmuyor, entegre olması, lisan öğrenmesi, topluma adapte olması için caba da gerekiyor, bu kadar çok olunca kara kara düşünmeye başlamışlar, çözümlerden biri olarak da trende kimlik kontrolünü getirmişler.

Kalpleri ısıtan Afrika - Johannesburg ve Cape Town, Haziran 2016


Bir projeye destek olmak üzere bu sefer Güney Afrika’da Johannesburg’a gidiyorum. Hem proje için, hem uzun süredir gitmeyi istediğim Güney Afrika’ya gideceğim, üstelik de haftasonu ile birleştirip Cape Town’a da geçeceğim için pek bir heyecanlıyım.
Uzuuunnn bir uçak yolculuğundan sonra Johannesburg’a nam-ı diğer Jo’burg’ e vardım. Havaalanına yakın City Lodge Casino diye bi otelde kalıyorum. Etrafta pek birşey yok zaten şehir merkezine güvenlik sebebiyle kimseyi pek göndermiyorlar. Biraz dinlendikten sonra ordaki arkadaşım Gisele beni aldı, otelin yakınındaki Monte Cassino adlı açıkhava alışveriş merkezi & restaurantların olduğu bir yere getirdi. Bizim Afyon’daki outletleri andırıyor, bana ülkesiz bir mekan gibi geldi, heryerde olabilir. Pazar ayininden sonra ailecek öğle yemeği yemek bir gelenekmiş ve heryer dolu. Biz Ciao Baby Cucina adlı Italyan restaurantında yedik, Kinklet adlı Afrika’ya özgü beyaz somon gibi bir balık denedim fena değildi.  Bu arada aylardan Haziran, tabii güney yarımkürede olma sebebiyle hava buz, paltoylayım, zaten bir hafta önce de Dubai’de 40 derecedeydim.
Ordan sanki gece Arnavut kaldırımlı bir sokakta yürüyomuş izlenimi veren iç kısma geçtik, gündüz olmasına rağmen birçok yerde canlı müzik vardı. Ne de olsa 11 saat uçtum diyerek odaya geldim ve biraz dinlendim. Gisele akşam üstü bu sefer aslan safariye götürmek üzere aldı beni. Geçen sene Kenya’da gittiğimiz safariden farklı olarak burası daha limitli bir alan ve üstelik insanlar hem kendi arabasıyla hem de oranın sağladığı kafesli araçlarla gezebiliyor parkta.
Sadece aslan görücez diye beklerken eşit çizgilere sahip Zebra (geçen senenin üzerine ilave bilgi: meüersem dağ zebralarının vücudunda sol ve sağdaki çizgileri eşit olmuyormuş) ve Zurafa da gördük. Değişik değişik aslanlar arasında gözleri mavi olan ve albino aslan ilginç. Bir o kadar da tehlikeliydi. Geçtiğimiz sene özel arabasıyla giden bir kadının arabasını açıp yemişler bildiğin. O yüzden özel alandaydı onlar. Uzaktan baktık. En son olarak da bebek aslan sevmeye gittik, ben tabii salak gibi bebekliğine bi aldandım ama üzerime atlayınca yusuf yusuf J

Fidanlar ağaca, ağaçlar ormana - Stockholm, Nisan 2016

Bir Pazar öğlen basın gezisi için yola çıktık. Rahat bir uçuş sonrası, Stockholm'e geldik. Dışardan otelden çok bir işyerine benzeyen Sodermalm bölgesindeki Clarion Stockholm Hotel'e geldik, biraz dinlenip, diğer ülkelerden de gelen kalabalık grubu zor da olsa toplayarak, Urban Deli adlı bir restaurant zincirinin Sveavagen 44 sokağındaki şubesine geldik.
Giriş kısmında Macro gibi gurme bir market var, içerisi de rahat masalar, yüksek taburelerin olduğu bir bir pub restaurant. Leziz deniz mahsullerimizi yedik ve misafirlerimizin olabildiğince (o kadar hibrid, birbirinden alakasız bi gruptu ki) kaynaşmasını sağladık.
Ordan grup ikiye bölündü, ben bir yerde bişeyler içelim diyen gruba düştüm. Sağolsun taksici, turist gören Türk taksicisini aratmadı ve bizi deli gibi dolandırdı. En sonunda bir yere varamamaya dayanamadık ve  otele dönüp lobideki barda bişiler içtik. Bu arada tur sırasinda en azından Old City - Gamla Stan ve çeşitli adaları gördük. Karakterli ve renkli ama genelde siyah çatıları- çerçeveleri olan binalar, akşam karanlığında bile ihtişamli gözüktü.

Eleganlığın Başkenti - Milano, Mayıs 2016


Kasım ayından aman da çocuklu kızlarla kaç zamandır yurtdışına tatile gitmedik, biraz da alışveriş yaparız diye, 90 Euroya Pegasus’tan biletlerimizi aldık. Seyahat günü geldi, Bergamo Havaalanı’nda transferimiz bizi minivan ile karşıladı, şehrin merkezi bir bölgesindeki otelimiz Hotel Europa’ya bıraktı.Bavulları bırakıp, üstümüzü değiştirip, über enerjiyle Corso Venezia’dan şehrin merkezindeki Katedral olan Duomo’ya doğru yürüdük.
Burada trafiğe kapalı olan ve büyük & küçük bütün ünlü markaların olduğu Vittoria Emanuel 2 Caddesi’ne geldik. Mağaza vitrinlerine bakındıktan sonra oğle yemeği için, Duomo Meydanı’nda yer alan ve çok elegan bir tarihi binada yer alan Galleria Emanuel Vittorio adlı alışveriş merkezinin içinde Gatto Rosso'da oturduk.