Nerde o bildiğimiz Tunus? - Şubat 2012

İş için Orta Doğu turuna devam. Az vakit var ve hani olur da vaktim olursa diye ön araştırma yaparken, Libya ve Cezayire sınır ülkelere gitmeyin şeklindeki güvenlik uyarısını görünce mini bir tırstım, neyse...
Birleşmiş Milletler ekibi şeklinde, 5 ayrı ülkeden 6 kişi Ist h alanında buluştuk ve yanyana uçtuk. Uçakta yanımda aşırı arkadaş canlısı Tunuslu bir genç, konuştukça konuşası  geldi.  Bizimkiler de arkadan gazlıyo. Seyahatin geri kalanında “nişanlım” olarak anıldı kendisi.
Tunis’in merkezine 30 dk uzaklıkta bir bölgede, Mövenpick’te kalıyoruz. Yolda giderken sanki Ege köylerindeyim ama o kadar sessiz sakin ki. Bu arada hava yağmurlu, kafamdaki Tunus u göremedim henüz. Otel müdürü bizi kapıda karşılıyor ve nerdeyse her birimizi tek tek öpüyor (kartını da verdi). Biraz dinlendikten sonra hava yağmurlu olmasına rağmen oranın meşhur bir semti olan Sidi Bou Said’e gittik.
Sidi Bou Said

VAN minüt - Mart 2012

Dört saatlik Van seyahati cidden “One minute” gibi geçti... Sabahın köründe biraz da cts günü olduğu için küfrederek uçağa biniş. İlk, ben binmişim uçağa  üstelik. Etrafımda konuşulanları anlamayarak 2 saat yolculuk (Van İran sınırında olduğu için İranlılar oraya uçarmış hep, uçakta resmen azınlıktaydık).
Modern bir havaalanına varış, hava 6 derece ve nasıl güneşli. Etrafta kar kalıntıları. Varış noktasına gidene kadar çatlamış binalar, buldozerle yıkılan enkazlar, birkaç terkedilmiş çadır ve en önemlisi konteyner kentler. Ekimdeki depremden sonra zorlu ve soğuk bir kış geçiren Vanlıların çoğu şehri terketmiş. Nerdeyse hayalet şehir. Kalanlar travmayı zor atlatmış, arada sırada olan daha ufak çaplı depremlere alışmış.
<><> <><> <><>
Van Gölü'ne bir bakış
İşimizi bitirdikten sonra 1 saat vaktimiz vardı ve en optimum şekilde değerlendirdik. Van denince akla ilk gelen Van Gölü. Şehirliler ona “deniz” diyorlar. Nitekim biz de kısa bir süreliğine de olsa “sahile indik”. Bir tarafta karlar, bir tarafta göl, manzaranın tadına doyamadık.  Van kedisi evi ve tabii ki kaleye gitmeye vakit olmadı ama can boğazdan gelir diyerek, yerel bir marketten otlu peynir aldık. Aklımız da kaldı aslında şehirde. Ordan direk havaalanına. O kadar kısa bir seyahatti ki, dünya  küçük bile diyemedik, onun yerine VAN minüt dedik, geldik.