Ortadoğu'nun Miami'si - Tel Aviv, Ocak 2015

Kaç yıldır gitmek isteyip de fırsat bulamadığım Tel Aviv'e gidiyorum en sonunda! 
Aylar öncesinden 80 dolara aldığım bilet ile Pgs ile uçuş, uçakta yıllardır görmediğim bi arkadaşımla karşılaşmak, inişte kuzenim Yusuf'un beni alması ve önce Batyam adlı miniş şehirdeki evine ordan da kız arkadaşı Sophie'yi alıp, Old Town Jaffa'ya gidiş. Bit pazarında dolanmaca (Shuka Pishpishim). 
Kalabalık ve trendy bir sokakta, oturduktan sonra servisin berbat olduğunu anladığımız bi yerde oturup, kafamıza fırlattıkları yemekleri yemece. Bu arada hava o kadar güzel, ben akrabalarımı görmenin heyecanındayım, hiçbirşey umrumda değil.
Yemek sonrası eski bir tren istasyonunu açık hava bir alışveriş ve yemek merkezine dönüştürdükleri Takana yakınına park ettik, oraya bayıldım. Ordan yürüye yürüye Nevetzedek adlı bizim Karaköy gibi yeniden popüler olan ve cafelerin olduğu bir sokaktan devam ettik. Shenkin adlı Ortaköy gibi stantlarda ıncık cıncık satılan yere gittik, ordan da ben ettim siz etmeyin, bizim Eminönü'nün aynısı Carmel pazarına gittik. Bu arada İsrael'de Cuma-Cumartesi tatil günleri. Yani tam haftasonunun başlangıcında pazara gitme gafleti yaptık ve ilerleyemiyoruz resmen.
Ordan kendimizi Shenkuin adlı, ünlü markaların olduğu bir sokağa attık ve ilerledikçe binalar güzelleşmeye başladı. Nitekim Rotschild'e geldiğimizde artık kendimi Abdi İpekçi caddesinde gibi hissetmeye başladım.
Ordan İsrael'de yaşamaya başladıkları için kaç zamandır görmediğim dayımlara Batyam'a gittim, nasıl özlemişim anlatamam. Sohbetle zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. 
Akraba çok olunca günleri birkaça bölmek gerekti, nitekim ailenin diğer kısmı ile buluşmak için nerdeyse 20 kişi Donniklerdeyiz. Parmak ısırtan yemeklerden sonra uykusuzluk tavan yaptı  ama okuldan arkadaşım Avishay ile Tel Aviv'de Sarona'da buluşucaz.
Sarona, şehrin merkezinde, eski ve atıl duran binaların renove edilerek restaurantlara dönüştürüldüğü açık hava bir yer-Takanah gibi ama daha büyük. Little İtaly'de oturduk. Yanında piknik diye bir yer var, çimenlik alan, sana sepetini ve seçtiğin yiyecekleri ve örtünü veriyo sen piknik yapıyosun. Girişimcilere duyrulur. Ordan da tükenmeme çabalarım kapsamında bir İrish Pub'a tünedik ve ben pestili çıkmış bir şekilde eve döndüm.
Sabah bildiğin 7'de uyandık ev halkı olarak. Ben zaten iki saat ileride olan Dubai'den gelmişim Tel Aviv'e ve ordan İstanbul'da aktarma yapıp Dubai'ye gidicem, vücut saatimi ayarlayamıyorum.
Jerusalem'e gitmek üzere yola koyulduk. Batyam sahil yolundan geçtik, sabahtan sürfe gelenler, yürüyüş yapanlar filan, aynen tvde gördüğüm Miami sahili gibi, üstelik bu manzarayı Ocak ayında görmek çok güzeldi.
 Nitekim cumartesi sabahı Kudüs'e geldiğimizde kendimizi tebrik ettik, nitekim Shabat olduğu için yemek yerleri dahil her yer kapalıydı. Sokaktan yiyecek birşeyler aldık. 
Buraya daha önce iki defa gelmiştim. Özellikle Ağlama Duvarı'nın bence garip bi ağırlığı var ama asla kasvet değil. Her dinden insanın bir arada olabileceğini gösteren, barış içinde yaşanabileceğinin bir umudu bence. 
Nitekim ilk durağımız Hristiyanlar için Hac mekanlarından biri olan Church of Tomb oldu, ordan mini Kapalıçarşı'dan geçip Mescid-i Aksa'nın parlayan minaresini görebildik. Nitekim İsrail askerleri orada nöbet tutuyor ve bir sorun yaşanmaması için sadece
Müslümanların girmesine izin veriyor. Aslında o sırada Türk amcalar giriyordu, onlarla  takılabilirdim ama kuzen Yusuf İbranice konuşup işi bozdu (hayatta da bırakmazdı beni o ayrı) Ve en sonunda Ağlama Duvarı'na geldik. Cumartesi günü olduğu için Dati dediğimiz sofu insanlar dua ediyordu. Ben de geçtim duvarda bulabildiğim ilk boşluğa, kendi çapımda dua ettim, 3 dilek diledim, ve o sırada 3 adet kuş tüyü gökten elime düştü. Masallardaki gibi gelebilir, ya da saçmalık diyebilirsiniz ama benim için mucizevi oldu ve günümü aydınlattı (sonra tüyleri kaybettik o ayrı).
Tekrar Batyam'a geçtik, deniz kenarında kahve içtik ve süt kardeşim Rakeller aldı beni bu sefer, Marina ve bir sürü mağazanın olduğu Namal Tel Aviv'e gittik, Yulia adli yerde süper yemekler, keyifli sohbet sonrası yürüyüş.
Bu arada asıl sebeb-i ziyaretim başka bir kuzenimin düğünü, minik ayarlamalardan sonra eğlenceli bir geceye devam ettim.
Pazar sabahı yusuf ve Sophie ile otobüsle Tel Aviv'e geçtik.

Banana beach'te güneşin altında huzurla oturup, humus, ton balığı, güzel bir pitamsı ekmekten oluşan İsrael kahvaltısı yaptık.
Tabii bu sırada İstanbul'da hava berbat, kar yağışı sebebiyle özellikle Tel Aviv ve Dubai seferleri iptal, içimde bir umut var ama:)
Tekrar Shuka Carmel'den geçtik (ki haftanın ilk günü olduğu için bomboştu) ve meşhur alışveriş sokağı Dizingoff'a geçtik. Dekorasyon merakım ve Whitecity Bauhaus center'ı görme hırsım, oranın sadece bir merkez olduğunu, müze gibi olmadığını görünce, hayalkırıklığına dönüştü. 
Nitekim beklediğimizden kısa süren ziayret sonucu erkenden eve dön, çalış ve akşam üstü başka bir kuzenim Suziyle Aroma cafede buluş. O kadar çok kuzen ve akraba var ki cidden, aslında bu yazının başına bir soyağacı eklemek hayatı kolaylaştırabilirdi:)
Akşam Moris ve Eti, Cansuyla birlikte kebap yemeğe gittik. Ben etten ziyade humusa ve aşırı leziz ekmeğe dadandım.

Bu arada şehirler birbirine 30 dklık mesafelerde öyle gözünüz korkmasın. Ordan Max Brenner'de tatlılarımızı yemece ve eve dönmece.
Pazartesi sabahtan işteymişim gibi çalışmam gerekti. Holon'da tasarım müzesine gitme hedefim vardı ama öğleden sonra uçağı da düşününce yalan oldu. Nitekim havaalanına gidecekken Yusuf'un arabasının lastiği patladı, ben hemen taksiye atladım ama geç kalmıştım bile. Tel Aviv'e gelirken pasaportumda 20'den fazla Dubai kaşem olduğu için güvenliğe takılmaktan korkmuştum, nitekim çok rahat geçtim (bir saat süren kuyruğu saymazsak). Ama çıkarken beni sorgulayacaklarını hesaba katmamışım. Aslında, uçağa giderken herkese standart bir sorgulama yapıyorlar. Bavulu sen mi yaptın, bir cemaate bağlı mısın, buraya neden geldin, akrabaların kim filan falan. Ama güvenlik görevlisi 20 Dubai üstü bir Mısır ve bir Endonzeya (bunun sebebini pek anlamadım açıkçası) vizesi görünce, neden Dubai'ye bu kadar sık gidiyorsundan, bugün Dubai'den biriyle konuştun mu ya varan sorularla boğdu beni. İkna edememiş olucam ki, amirini çağırdı ve ikinci tur sorgulamayı o yaptı. İlk defa bi yere geç kalmam yardımcı oldu bana ve az vakit kaldı diye acıyarak bıraktılar beni. Donüş stresi dışında özlediğim insanlarla vakit geçirmek çok keyifli oldu, dünya küçük diyerek başka bir destinasyona yol aldım.


Yunanistan Turnemiz - Alex, Atina, San Torini, Mykonos; Haziran 2013


Herşey Alexandrapolis ile başladı...  Bir Cuma 6 kişi işten erken çıkıp, arabaya atlayıp Alexandrapolis'e gidelim dedik (tabi yazdığım kadar spontan olmadı). Ipsala sınır kapısında nöbet değişimine denk gelince planlanandan bir saat geç, 21'de Aya Yorgi'de yemeğe oturduk. Klasik saganaki, house wine, kalamari ve caciki gibi muhtelif mezelere Türkiye'de ödediğimizin yarı parasını verip Baubau adlı klube yol aldık.
Aya Yorgi'de akşam Uzosu candır!
Meğersem kapanmış, hayalkırıklığı ile merkezdeki Egnetia otelimize varış, ordan yürüyerek şehre iniş ve bomboş sokaklarla karşılaşma. Sahildeki Sparrow adlı barda leziz gin tonic ordan paralel sokaktaki Thema'nin karşısında Pico adlı Buzouki mekanına gidiş. Bunca kere gittim Yunanistan'a, bir kere denk gelmedim böyle bir yere. 15 dkda bir farklı bir Mustafa Keser ya da Kibariye sahne alıyor, parayla gül yaprağı saçtırabiliyosun filan. Koltukta uyumak üzereydim ki odaya yol aldık.
Ertesi gün ballı yoğurtlu ve bizim pudra şekerli kürt böreğinin kremalısından oluşan nefis kahvaltı sonrası tekrar Aya Yorgi'ye gidiş. Bu sefer deniz için. Akşamüstü bir Alex klasiği olan Lidl (süper market), Jumbo (oyuncakçı) alışverişi.
Jumbo karides aşkına
 Akşam yemeği için İzmir'li Ebru ve Yunan damat Yorgo'nun yeri olan Nisiotiko'da  über lezzetli deniz mahsülleri. Yorgo'ya Türkçe sipariş verince 5 porsyon jumbo karidesle doldu masamız, gözlerimizin yuvalarından fışkırışını görmeliydiniz. 4 porsyonu bitti gerçi!!!
Devamında sahilin en sonundaki otoparkın orda Portta Noa'nın üst katında sürpriz bi mekan çıktı karşımıza: Yoy yot, sanki mini Reina! Bir gibi döndük ordan. Bu arada orda da Reina diye başka bir kulüp varmış.
Sabah kahvaltı sonrasında mini bir şok yaşamaca: bizim ekip 2 gibi İstanbul'a dönüyor, biz de 17:30 uçağıyla Atina'ya geçicez Nevra ile. Salak ben 17:30 yerine 22:30 a uçak bileti almışım!!! Akşamüstümüzü otelde havuz kenarında dinlenerek geçirdik. Akşam yemeğimizi sahilde Roma Pizzeria'da yiyip, Atina'ya uçtuk.