Yeşil sürpriz Isviçre -Ağustos 2012

Aman Schengen vizem bitmeden son bir defa kullanıyım düşüncesi ile son dakikada kendimi Cenevre uçağında buldum. Yeşim’in işten arkadaşı Hatice 2 yıldır orada yaşıyor ve kendisi ile daha önce 2-3 defa görüşmüşlüğüm var (bir tanesi Madrid’de ve tatildeki halini nasıl olsa önceden gördüm diyerek ve biraz da emrivaki yaparak Lozan’a yanına gidiyorum J
Hatis’in mükemmel tarifi ile trene bindim ve Cenevre’den Lozan’a geçtim.  Beni istasyondan aldı ve evine, Pully (pui okunuyor)’e götürdü. Bavulu bırakıp göl kenarına indik, yarasaların serbest uçuşu altında sohbet ettik. Nedense iyi uyuyamadım ve ertesi gün Zürih için yola koyuldum.
derin yeşil
Aç parantez, İsviçre über pahalı bir ülke. Trene nerdeyse 150 eur  ödeyerek Zürih’e geçtim. İçime oturdu ancak yoldaki pastoral manzaraların getirdiği huzur bedeli unutturdu.

Eller Havaya Beyrut - Temmuz 2012

Akide şekerim burnumda tütüyordu (bkz: Beyrut 2011 yazısı), bu sefer turistik amaçlı gitmek istedim. Lübnanlı arkadaşım Roula ile bütün programı ayarladım, tatil ekürim Nevra da bana katıldı ve neresinden tasarruf etsek kardır diyerek millerle biletimizi aldık.
Gecenin bir köründe, Blue Taxi miz (bunu bir yere mutlaka not alın) bizi aldı ve inşaatların içindeki Ramada Mid-Town a bıraktı. Şanslı gecemizdeydik, sabaha karşı vardığımız oteldeki resepsiyondaki amca odamızı upgrade etti. Ertesi gün ne kadar merkezi bir yerde olduğumuzu anladık ancak otelin 4 tarafı yeni otel inşaatları ile kuşatılmış durumda, neyseki hergün pestilimiz çıkmış bir şekilde döndük odaya da uykumuz bölünmedi gürültüden.
T havuz ve çamur deniz
Ertesi gün serseme dönmüş bir şekilde kalktık, Roula sağolsun aldı bizi ve şehrin biraz dışındaki Iris Beach’e götürdü. Biraz trafik vardı, yolu da şaşırdık, normalde 45 dk sürmesi gereken yer nerdeyse 2 saat sürdü. Bu Iris Beach, şehirdeki popüler Iris adlı bir barın beach i. Orada bir diğer arkadaşım ve kilit insan Lara ile tanıştık. Beyrut’ta herşey tanıdıkla ilerliyor, Lara mekanın müdavimi ve onun gelişi ile en arkadaki şezlonglardan en öne terfi ettik. Mekanda T şeklinde bir havuz var, onun önünde de deniz. Bir kişi denize girmiyor, ilk gün biraz rüzgar var ondan dediler. Bu arada havuz, Reina’nın sulu versyonu. Insanlar denize girmedikleri gibi, yüzmüyorlar da, güneş gözlükleri ile dalıp sonra havuzun içinde birbirlerini keserek içkilerini yudumluyor. Ilginç bir tecrübe oldu bizim için.

Bozcaada yeniden - Agustos 2012

Anacığım Bozcaada’yı dünya gözüyle göriyim deyince, babacığımı da ikna ettik ve nurtopu gibi bir aile tatilimiz oldu. Bunu duyan Zeynep Abla ve Yaşar Abla da bize katılınca şen şakrak bir grup olduk. Babam son dakikaya kadar satar, hele bir de Pazar akşamı GS-FB maçı var kesin satar diye düşündüm ama dirayetli çıktı J
Cuma akşamı 20 kişilik yepyeni minibüsle yola çıktık. Minibüse biner binmez, çok eskiden tanıdığım bir kız bindi, ve ben tabii ki dünya küçük dedim. 
Rahat bir yolculuktan sonra Anatolia adlı tırışka otele vardık, 5li olarak direk Ayasma Plajı’na gittik.
Ayasma plajında berrak sular- ben çektim bu fotoyu :)

Uçakta alkış -Eylül 2012

İlk defa 1990larda şahit oldum uçak inerken pilotları alkışlamayı.. O zaman çocuk olduğum için sorgulamadan, herkes yapıyor diye toplum psikolojisi ile üstelik büyük de bir eğlence sayarak katılırdım diğer insanlara.
Zaman geçtikçe ve uçaklar daha ulaşılabilir bir hale gelince özellikle yurtiçi uçuşlarda pilotları alkışlama geleneği azaldı. Ne zaman ki sık sık Almanya’ya gitmeye başladım, o zaman bu gelenek tekrar hortladı benim için. Açıkça söylemek gerekirse bana kıro geliyor ancak o kadar sık duyar oldum ki o dönem, dayanamayıp farklı birkaç uçuşta birkaç kişiye sordum. Ve “ben böyle gördüm” diyen kişi dışında herkes sağ salim indik ya pilotu tebrik ediyoruz dedi. Aslında mantıklı ama oldu olacak aramıda bahşiş toplayıp gönderelim pilota.
Neyse dedim eski bir gurbetçi geleneği boşver, ancak baktım Türklerin yoğun olmadığı uçuşlarda bile – özellikle Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri uçuşlarında- da bu olay devam ediyor, artık kabullendim.  Hatta Italyan ve Güney Amerikalılar da sık sık yapıyormuş.. Halk otobusu ya da minibus son duraga geldiğinde yolcuların alkışladığını düşünsenize?
Ben yine de kıro buluyorum, yapmicaaaammm.

2012 Yaz- Bodrum Izlenimleri

Hani “tam bir Bodrum aşığıyım” derler ya, her ne kadar kulağa klişe gelse de, her defasında beni şaşırtan bir yönü var Bodrum’un. Öncelikle her zevke bütçeye uygun alternatifler var, yıllardır kalitesini bozmamış ve gitmekten büyük keyif aldığım mekanların yanı sıra kendini sürekli yenileyen ya da sonradan keşfettiğim bir yanı da var.
Lady in red
Bu yazının Bodrum Turizm ve Tanıtma Komisyonu’nun katkılarıyla hazırlanmış gibi durmaması için izlenimlere geçiyorum hızlıca.
Her sene olduğu gibi birkaç defa gitme fırsatım oldu bu yaz da Bodrum’a. Ilki Mayıs sonu Haziran başıydı ve çok kalabalık değildi, yine de akşamları eğlenecek kadar  dışarıda insan vardı. Benim için özellikle akşamları bir Bodrum klasiği olan Bodrum Marina, Sünger Pizza, Küba, Adamik e gittik.

Sakin Çeşme - Mayıs 2012

Senede bir defa gittiğim arabalı seyahatlerden biri 1 mayıs vesilesi ile Çeşmeye.
Cumartesi sabahın köründe feribotla çıktık yola. Daha yolda giderken Nevra benzinciye girdiğimiz anda motor çalışırken el frenini bile çekmeden inince mini bi korku yaşadık. Sonrasında arabayı ben aldım ve dümdüz yolda kendi hız rekorumu kırarak Çeşmeye vardık.
Çeşme marinada yemek ve yürüyüş, ordan çarşıda gezinti. Ordan Üsküdar – Beşiktş feribotu benzeri bir feribotla Sakız adasına geçtik (okumak için) ve bir gece konaklayıp Pazar akşamı Alaçatıya geçtik; La Capria Suites adlı butik otelimize nam-ı diğer minik cennet e vardık.

Akşam Şifne de Ferdi Baba da leziz bir yemek, ordan Alaçatı merkezi ve marinaya bakmaya gittik.Ortalık çok sakindi merkez özellikle.