2012 Yaz- Bodrum Izlenimleri

Hani “tam bir Bodrum aşığıyım” derler ya, her ne kadar kulağa klişe gelse de, her defasında beni şaşırtan bir yönü var Bodrum’un. Öncelikle her zevke bütçeye uygun alternatifler var, yıllardır kalitesini bozmamış ve gitmekten büyük keyif aldığım mekanların yanı sıra kendini sürekli yenileyen ya da sonradan keşfettiğim bir yanı da var.
Lady in red
Bu yazının Bodrum Turizm ve Tanıtma Komisyonu’nun katkılarıyla hazırlanmış gibi durmaması için izlenimlere geçiyorum hızlıca.
Her sene olduğu gibi birkaç defa gitme fırsatım oldu bu yaz da Bodrum’a. Ilki Mayıs sonu Haziran başıydı ve çok kalabalık değildi, yine de akşamları eğlenecek kadar  dışarıda insan vardı. Benim için özellikle akşamları bir Bodrum klasiği olan Bodrum Marina, Sünger Pizza, Küba, Adamik e gittik.




Del mar @ nite

my del mar :)
Kaç senedir ilk defa merkezde kalmanın heyecanıyla, yıllardır gitmemiş olduğum barlar sokağı ve ilerisine gitme fırsatı da buldum. Ve yıllardır orada olan bir cevheri keşfettim: Cafe Del Mar. Gündüzü ayrı güzel – gecesi ayrı keyifli. Gündüzü gürültüden uzak sakin ama güzel bir müzik eşliğinde bir beach club. Beach club deken sakın öyle sıkış tıkış yapış yapış bir yer gelmesin aklınıza, en fazla 10-15 şezlong var çünkü. Arkada ise beyaz kanepeler ve sehpalarla yemek yenilebiliyor. Akşam ise şezlong kalkıyor ve yerdeki büyük minderlerde gene keyifli müzik eşliğinde ayaklarınız denizde chill out yapabiliyorsunuz. Toplam üç defa Bodrum’a gittim bu yaz ve iki gidişimde de mutlaka uğradık oraya.

Gene yol üzerinde olan Yunuslar Karadeniz fırını da lise yıllarıma götürdü beni, cidden neden hiç gitmemişim bu kadar zaman oraya bilemedim, çilekli milföyünün tadına doyum olmuyor.
İkinci gidişimde günübirlik gittiğim için pek bir izlenim yok ancak tam Ramazan’a denk geldiği için heryer kan ağlıyordu, barlar – restaurantlar bile sanki Ekim ayı gibi az yoğundu (bu arada Bodrum’un Ekimine doyum olmaz.)
Yeme –içme ile başlamışken, en son Ağustos’ta gidişimde gittiğimiz, şehir merkezindeki Kocadon, Gümüşlük’teki Limon’da güneşi batırmaca ve Mimoza’da denize sıfır ve romantik yemek ve Yalıkavak Marina’da yeni açılan Billionaires’ Club içindeki Balıkçı Sait (ilk şubesi Yalıkavakta, orayı tercih edin bence, burası aşırı pahalı idi) e gittik. Tabii son gidişim bayrama denk geldiği için, halk da denize – içkiye hasret kaldığı için ortalık çok kalabalıktı. Yeşim sağolsun bize her akşam için önceden rezervasyon yaptırdı da aç ya da açıkta kalmadık.
Yemek konusundaki bir başka  vazgeçilmez ise, Çıngıllıoğlu’nun Turgutreis’teki cafesi, keyifli kahvaltılar için ideal.
Hayat yemek ve içmekten ibaret değil tabii ki, ben beach club olayına karşı olduğum için Cafe Del Mar şehir merkezindeki denize girme noktam oldu. Bunun dışında Akyarlara giderkenki Meteor Beach hem denizi hem ortamı ile benim için keyifli. Yalıkavak’ta Küdük Mevkiinde Albaka otelin (Yelken Bay olmuş adı) önünü ise tek geçerim. Yıllardır hep oradan girdiğimiz için alışkanlık oldu. Yeni olarak ise, Türkbükü’ndeki locall ‘in her ne kadar bir beach club olsa da, akşam 8-9 a kadar “yıkıldığını” gördüm.
Üstüne sevdiğim arkadaşlar, sohbet ve kahkahalar da eklenince, Bodrum her zaman yazın en iyi tatilleri arasında yer alıyor.

0 comments:

Yorum Gönder