Bangkok - Haziran 2011 (1. ve 2. gün)

Belin Bangkok'tan bildiriyor.. Kaczamandir yapmak istedigim ama beceremedigim ya da usendigim birseyi en sonunda yapiyorm: gittigim yerden daha, taze taze henuz yasarken bildiriyorum...

Bangkok'a Nevra'nin toplantisi vasitasiyla, benim de balli kisiligim sonucunda geldik. 9 saatlik uzuun bir yolculuk yaptik. arkamda oturan ve touch screen ekranda birbirleriyle yarisan arkadaslar sagolsun, hayalimdaki thai masaji gibi olmasa da yol boyunca boyun ve sirt bolgeme darbeler alarak geldim...
nerelere gidilcegi konusunda onceden guzel bir plan yaptik, isten Bugra sagolsun bize bir suru yer onerdi. hava coookkk sicak ve bir o kadar da bogucu. 4 saatlik saat farki da eklenince insan serseme donuyor. Burayi gordukten sonra Istanbul'da trafik var dememeye karar verdim. resmen ayni yerde kaliyosunuz.
Havaalaninda uber bir Merso ile karsiladilar bizi. Sheraton Gande Sukhumvit te kaliyoruz. 19. katta super genis bir odamiz var. Dun odaya bavullari biraktik biraz olayli oldu once yanlis bavul geldi, sonra bana ayri oda acmislar oraya almayah calistilar, pencereler acilmiyo muhendis!? geldi acmak icin elinde tornavidayla, bu da yetmiyomus gibi sonra da baska biri geldi ve pencereyi actirdigimiz icin" guvenligimdan ben sorumluyum, atlamayacagima and icerim" yazan bir kagidi imzalatmaya geldiler. tam tiyatro sahnesi, 10 dakikada 10 kere filan kapi caldi.

neyse bu kaostan sonra havuza bakmaya gidelim dedik ve herseyi unuttuk, kocaman palmiye agaclri, saks mavisi havuz, kocaman sezlonglar flan sanki zen tapinagi... otelden fosforlu pembis bir taksiye bindik( burada sarinin yani sira mavi ve pembe taksiler de var, biz de bunlara gay taksi dedik). adamlarla anlasmak mumkun degil, bosuna denemeyin sansinizi. allahtan oteldekiler gdecegimiz yeri soyledi, nehir turu icin bir alana gittik(adini sonra eklicem) iskele, sehir hatlari motoru kalkiyor bir de ozel tur yapan gondol gibi tekneler kalkiyor. Bangkok ta deniz yok ama vEnedikeki gibi kanallar var. Biz de dusmeden binmeyi becererek kahverengi nehrimizde gezmek uzere sandalimiza bindik, landmark lari gorduk, ara kanallara girdik, halkin deniz yerine camurdan nehir manzarali evlerde oturduguu gorduk, el sallastik. sonra baska bir noktada adini USO ( tanimlanamayan yuzen obje) koydugumuz balik sandigimiz yaratiklar gorduk. bir saatin sonunda ruzgardan serseme donmus bir sekilde indik ve 100 bahta geldigimiz yolu 200e goturmeye kalkan taksiciler yuzunden 3 taksi degistirdik. bu arada Nevra Thai lerin konustugunu ingilizceyi pek anlamiyo, ben ise 1,5 yil bir thai ile ev arkadasligi yapmis olmanin avantajini yasiyorum:) otele donmek cookkk uzun surdu, yolda nevra umutsuzca avm ler kaca kadar acik dedi, saat 6 civariydi o sirada. adam eliyle 4 yapti ve four dedi. ben de adam 10 u 4 saniyo dedim! nitekim dogru cikti. bir avm nin onunden gectik ve 10 a kadar yaziyordu, Nevra da amcaya bak dedi 10, adam da inatla 4 dedi.. aksam baska bir toplanti icin gelen gene isten arkadaslarmla longtable adli restauant a gittik- istanbul daki duruyo mu?- yarim saatlik bir yolculuk sonrasinda, sonradan otelin capraz sokagi oldugunu anladigimz bir sokaga geldik. hayatimda ictigim en aci hindisan cevizli mantar corbasini ictim... 11 gibi dondum ama uyumak cok mumkun olmadi..ancak 3 gibi uyudum, sabah 7 den itibaren surekli kalkarak 12 de kalktim... asagidaki zen tapinagi havuza gittim, kitap yuzme ile dinlenmeye devam, sonra otelden cktim biraz etrafi dolaniyim dedim, sacim da kurur bu arada diye dusunurken nasil sagnak yagmur basladi, nasil yagiyo ama hava bir o kadar sicak...isiklara beklerken yolda el arabisiyla yuruyen adam 'come' dedi bana, onu takip ettim isiklari gectim, sonra adam bana acidi bir naylon poset verdi, cantami gosterdi, basimdan sular damlaya damlaya yurudum 2-3 saat.
bu arada havanin sicakligindan mi yoksa sokakta satilan yemeklerin guzel kokusu ama ne oldugunu anlayamamdan mi bilmiyorum tek ogunle gidiyorum simdlik... bu aksam plan ayak masaji yaptrmak ve ordan da lemongrass a yemege gitmek...lets's wait and see.

Issız Stockholm -Nisan 2011

Uzun süreden beri gitmek istediğim bir yerin bu kadar boğucu geçeceğini hiç tahmin edemezdim. Yazıyı döner dönmez hazırladım ama elim gitmedi bir türlü publish etmeye de...Hatırlamak istememişçesine...
Bu arada gerçekten çok uzun zamandır Stockholm’e gelmek istiyorum. Kopenhag’daki mobilya ve tasarım müzelerini gezip ruhumu besledikten sonra kimbilir burası nasıldır diye geçiriyorum içimden. Açıkçası hayatımda hiç bu kadar şuursuz ama programlı?? bir seyahat gerçekleştirmemiştim. Programlı derken, gitmek istediğim birkaç yeri belirledim, bazıları da çok alakasız yerlerde gözüküyordu, onları da soru işareti olarak not aldım. Nitekim şans eseri yolda yürürken bunların hepsi karşıma çıktı.
Malmö’den 1,5 saatlik rahat ve 60 yaşın üzerinde hostesli bir uçuşla Stockholm’e vardım. Havalimanında danışmadaki kadın otelimin çok uzakta olduğunu söyleyince yüzüm düştü. Son bir haftada ziyaret ettiğim Berlin, Kopenhag vb geldi ve salakça bir saflıkla ne kadar uzak olabilir ki dedim.
Havaalanından bizim Havaş’ın körüklüsüne bindim ve oturacak yer kalmadığı için, arka kısımda, kafes içindeki kocaman bir kurt köpeğinin yanında 45 dakikada ayakta merkeze geldim –trafik güvenliği için bile bence bu olmamalı.
Ordan merkez tren istasyonunu buldum ve Presssbyran denilen –her yerde var bunlardan- bir yerden bilet alıp, gideceğim destinasyon icin trene ilerledim (otel ne kadar uzakta anlayın. Sabiha Gökçen’den Taksime gelip Ataköy’e geçtim resmen) Perona indim, saat gecenin 10 u olmuş, etrafta garip gurup tipler, ilk defa ürktüm. 30 dakikalık tren yolculuğundan sonra geldiğim yeri gördüğümde daha da ürktüm. Issız ama kuytuda pimp kılıklı tipler, zenciler filan. Üstelik otele gitmek daha da meşaketli çıktı. 10 dakika boyunca ıssız ve karanlık sokaklarda dolandıktan sonra Prens bilmem ne adlı otele vardım. Geçen hafta Berlin’dekinden daha gıcırdak ve zıplatıcı yataklı mütevazi odamda nedenini çözemediğim bir soğukla boğuşarak uykuya daldım.

Huzur dolu Bozcaada - Haziran 2011

Mevla’dan geçme faslındayım.... Mecnun’u bulma yollarında....Bozcaada'da...

Aman da yaz geldi nidalarıyla nereye gidelim derken, hiç gitmediğim ama yıllardır gitmek istediğim Bozcaada’ya gittik işteki all the single ladies grubuyla. Bu sefer Müge yerine Umay var, bir de demirbaş ve yeni lakabıyla Truvalı Nevra.
Internette “yerel tatlar festivali” olduğunu görüp, bol yemek ve şarap düşüncesiyle, Folklorik tur ile yola çıktık. Ancak Nevra geç kayıt olduğu için Çanakkale Truva turizm ile geldi, ismi de Truvalı Nevra kaldı. 
                                                 
                                                 İskele
Dünya tatlısı ve şahsına münhasır rehberimiz Ali Bey sağolsun, bütün seyahat boyunca “Her güzelin bir dikeni vardır” ya da “hep birlikte duş alıcaz” gibi ulvi laflarla neşemize neşe kattı.
Cuma akşamı 12 de yola çıkış, uykusuz bir gecenin sonunda Geyikli’den feribota biniş ve Bozcaada’ya varış. Ordan da şehir merkezinin biraz dışında kalan Ataol Çiftliği’ne varış. Ölmeden cennete geldim, yeşillik, kazlar, ördekler o kadar huzurlu ki anlatamam..
otelimizdeki kazlar :)