Huzur dolu Bozcaada - Haziran 2011

Mevla’dan geçme faslındayım.... Mecnun’u bulma yollarında....Bozcaada'da...

Aman da yaz geldi nidalarıyla nereye gidelim derken, hiç gitmediğim ama yıllardır gitmek istediğim Bozcaada’ya gittik işteki all the single ladies grubuyla. Bu sefer Müge yerine Umay var, bir de demirbaş ve yeni lakabıyla Truvalı Nevra.
Internette “yerel tatlar festivali” olduğunu görüp, bol yemek ve şarap düşüncesiyle, Folklorik tur ile yola çıktık. Ancak Nevra geç kayıt olduğu için Çanakkale Truva turizm ile geldi, ismi de Truvalı Nevra kaldı. 
                                                 
                                                 İskele
Dünya tatlısı ve şahsına münhasır rehberimiz Ali Bey sağolsun, bütün seyahat boyunca “Her güzelin bir dikeni vardır” ya da “hep birlikte duş alıcaz” gibi ulvi laflarla neşemize neşe kattı.
Cuma akşamı 12 de yola çıkış, uykusuz bir gecenin sonunda Geyikli’den feribota biniş ve Bozcaada’ya varış. Ordan da şehir merkezinin biraz dışında kalan Ataol Çiftliği’ne varış. Ölmeden cennete geldim, yeşillik, kazlar, ördekler o kadar huzurlu ki anlatamam..
otelimizdeki kazlar :)
Kısa bir merkez turu yaptıktan sonra, Kale’ye! Gittik. Ben tabii kale gezmekten gına geçirmiş biri olarak ifrit oldum duruma ama yerel tatlar festvali orada, ucunda havuç var. Bi girdik içeri, çorak bir alana plastik kamelyaları koymuşlar, altında da yemekler. Hurra hücum ve kuyruk. Insanlar güneşin altında her yemekten kuş kadar tadıp sonra gidiyorlar. Biz de oyle yaptık. Bu esnada otobuste yanımızda oturan bir kız vardı –Burcu-, okeye dördüncü olarak onu da aramıza aldık. 
festival gibiyiz
 Çıktık, kaleye arkamızı verince tam karşı sokağa gittik, ev yemekleri yapan yerler vb, ilk soldan
Cuba?
sapınca Ortaköy gibi standların oldugu ve üzerlerinde ıncık cıncık satılan daracık bir sokak var. Güzelliği ise her standda ayrı ayrı ürünler, tasarımlar olması. Yolun bitiminde beyaz masaları, mavi sandalyeleri ve Louis Armstrong, Frank Sinatra şarkıları ile sizi adeta vantuz gibi çeken bir yere vardık: Polente.. Tabii biz yerin adını tam soyleyene kadar Plasenta dan Plontaya kadar birçok isim taktık. Oturduk, damla sakızlı kahvelerimizi içtik, orada çalışan çocuğun “fal fal” diye başının etini yedik, çocuk da oyle kibar ki, “bakarız” diyo filan. Biz saftorikler kapattık hemen ama kandırmış bizi, adada böyle deriz biz dedi.. Biz de Istanbul’da böyle inanırız diyemedim tabii. Neyse ki aramızdaki gizli cevherlerle durumu kotardık.
Oradan turumuz bizi meşhur Ayasma Plajı’na götürdü. Mavinin her tonu, muhteşem bir kumsal ve dondurucu bir deniz. Bir de ıstakoza döndüğüm için işe yaramayan bambu şemsiyeler.Üst kısımda Vahit mi Veli Abi mi oyle bir restaurant vardı, tam yamaca kurulmuş, çok guzel gözüküyodu. Ala turka tuvalet macerası (Civara medeniyet henüz uğramamış, aman tikkat) Umay’ın eriğe aş ermesi sonrası, otele dönüş, uyusak da mı saklasak uyumasak da mı ne yapsak diyerek giyindik ve batmayasıca güneşi (rehberimizin deyişiyle günü ) batırmaya gittik. Rüzgar türbünlerini geçip (doğrusu türbin ama rehberimiz ne dediyse o) keçi yolu gibi bir yolda onbeş dakika ilerledik (şıpıdık giyilmemesi tavsiye olunur). En uc kısma geldik. Rehberimiz şarapları açtı ve bize önceden 30 dk sürer denilen güneş batırma seansımız 1 saati aştı, güneş bi türlü batmadı. Ayakta dikilmekten sıkılınca, oradaki bi minibuse bindik ve amca ile sohbete koyulduk. Ne zaman batar bu dedik, adam da birazdan bulut gelir, batmasa da manzara gider herkes dağılır dedi. Bu arada hava halen aydınlık ve nasıl pırıl pırıl ve açık anlatamam..biz hadi canım sen de derken, nerden geldiği belli olmayan bir bulut cidden geldi ve bizi guruldayan midelerimizle kurtardı oradan.
Akşam yemeği için sonradan adanın Türk kısmı oldugunu öğrendiğimiz Şehir adlı bir balıkçıya gittik. Yemekler vasattı ancak etrafta çalışanların hepsi ünlü benzeriydi:) Biri genç Kıvanç Tatlıtuğ, diğeri John Lennon ve sonra da polis robot resmine benzeyen bir garson. Bu arada biz turdakiler için ayrılan ve boş bulduğumuz ilk yere oturarak, henüz gelmemiş insanların yerini almış olduk ve bir arkadaş grubu krizine yol açtık. Yemekten sonra sürpriz bir şekilde! Polente ye gittik gene, dışarıda masalar, müzikler 80 – 90 lara dönmüş, (Kaş’taki Mavi’nin küçüğü resmen). 12 de müziğin sesi kısıldı, biz 4 kız ne yapalım derken bizim yemekteki bıçkın delikanlılar geldi, masamızı değiştirip 2 ye kadar sohbete devam. Dönüşte adada şansa uyumayan tek taksici –zaten topu topu 5 tane varmış- bizi shuttle gibi gruplar halinde otellere bıraktı. Odaya gidiş ve gene sıfır uyku. En azından benim için. Nasıl soğuk ve nasıl üşüdük anlatamam.
Sabah 8.30da kalktık, keyifli bir kahvaltıdan sonra Truvalı’yı erken feribotla gönderdik. Onu almaya tabii ki dün geceki taksici amca geldi :) Biz de turu ektik. Güne otelde çimlerin üzerine yalın ayak basarak ve yeşilliklerin içinde gruba bakıp sallanan salıncakta sohbet ederek devam ettik. 12 civarı meydana indik, gazetelerimizi alıp nereye gittik? Eveett, Polenteye (şaşırtıcı!) gittik gene. Huşu ve huzur bir arada derken acıktık. Çınaraltı kahvehane – cafe nin sağ kısmından gittik ve bir anda dünyamız değişti, tipik Rum mahalleleri, kendimi resmen Mykonos’ta hissettim. Birçok balıkçının arasından Sandal’ı tercih ettik. Elmalı roka salatası, cevizli sarmısaklı kabak, 3 peynir ezmesi, kalamar dolması gibi mezeleri yedik kendimizden geçerek. Yani bunca yıldır neden Bozcaada’ya gelmemişim bilmiyorum, bu o kadar keyifliydi ki, anısını kirletmemek adına bir daha nasıl gelirim onu da bilemiyorum :)
Sandal’dan çıktık, etrafta dolanmaya devam ettik, saat 4 gibi feribotlara binip yola çıktık. Ezine’ye geçtiğimizde rehberimiz “ben burda ayrılıyorum sizden” dedi ve şöför de Tekirdağ da ayrılacakmış vb geyikleri dolandı... Saat 12 de Istanbul’a geldim ve dünya küçük dedim!

2 comments:

ilanakla dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
ilanakla dedi ki...

Bozcaada'ya tur şirketleriyle gitmeniz yerine yalnız seyahat etmenizi tavsiye ederim. Zira tur şirketleri biraz basit kaçıyor genelde. Kalacak yer sıkıntınız da olacağınız sanmıyorum ama http://bozcaadam.net/bozcaada-otelleri/ adresinde birçok Bozcaada oteli bulunuyor. Teklifimi değerlendirin derim.

Yorum Gönder