Yunanistan Turnemiz - Alex, Atina, San Torini, Mykonos; Haziran 2013


Herşey Alexandrapolis ile başladı...  Bir Cuma 6 kişi işten erken çıkıp, arabaya atlayıp Alexandrapolis'e gidelim dedik (tabi yazdığım kadar spontan olmadı). Ipsala sınır kapısında nöbet değişimine denk gelince planlanandan bir saat geç, 21'de Aya Yorgi'de yemeğe oturduk. Klasik saganaki, house wine, kalamari ve caciki gibi muhtelif mezelere Türkiye'de ödediğimizin yarı parasını verip Baubau adlı klube yol aldık.
Aya Yorgi'de akşam Uzosu candır!
Meğersem kapanmış, hayalkırıklığı ile merkezdeki Egnetia otelimize varış, ordan yürüyerek şehre iniş ve bomboş sokaklarla karşılaşma. Sahildeki Sparrow adlı barda leziz gin tonic ordan paralel sokaktaki Thema'nin karşısında Pico adlı Buzouki mekanına gidiş. Bunca kere gittim Yunanistan'a, bir kere denk gelmedim böyle bir yere. 15 dkda bir farklı bir Mustafa Keser ya da Kibariye sahne alıyor, parayla gül yaprağı saçtırabiliyosun filan. Koltukta uyumak üzereydim ki odaya yol aldık.
Ertesi gün ballı yoğurtlu ve bizim pudra şekerli kürt böreğinin kremalısından oluşan nefis kahvaltı sonrası tekrar Aya Yorgi'ye gidiş. Bu sefer deniz için. Akşamüstü bir Alex klasiği olan Lidl (süper market), Jumbo (oyuncakçı) alışverişi.
Jumbo karides aşkına
 Akşam yemeği için İzmir'li Ebru ve Yunan damat Yorgo'nun yeri olan Nisiotiko'da  über lezzetli deniz mahsülleri. Yorgo'ya Türkçe sipariş verince 5 porsyon jumbo karidesle doldu masamız, gözlerimizin yuvalarından fışkırışını görmeliydiniz. 4 porsyonu bitti gerçi!!!
Devamında sahilin en sonundaki otoparkın orda Portta Noa'nın üst katında sürpriz bi mekan çıktı karşımıza: Yoy yot, sanki mini Reina! Bir gibi döndük ordan. Bu arada orda da Reina diye başka bir kulüp varmış.
Sabah kahvaltı sonrasında mini bir şok yaşamaca: bizim ekip 2 gibi İstanbul'a dönüyor, biz de 17:30 uçağıyla Atina'ya geçicez Nevra ile. Salak ben 17:30 yerine 22:30 a uçak bileti almışım!!! Akşamüstümüzü otelde havuz kenarında dinlenerek geçirdik. Akşam yemeğimizi sahilde Roma Pizzeria'da yiyip, Atina'ya uçtuk.
Yunan dostlarla Atina bir başka güzel - Atina Yunanistan turnemizin ikinci ayagında Alex'ten Atina'ya geçtik.  Oranın Havaşına bindik, Syntaghma meydanında indik. Sevgili arkadaşım Anna'da kalıcaz. Kendisi bir kedisever, bir hafta öncesinden evde 3 kedisinin olduğu konusunda uyardı bizi. İki gün sonra da klimasının çalışmadığı konusunda uyardı (Temmuzda Atina 35 derece filan). Nitekim evine vardığımızda yeni eklenen dördüncü kedi ve üstüne sıcak suyun akmadığını öğrenmemiz ile Survivor hayatı yaşayacağımız belli oldu.
Geri kalan günlerdeki durumu anlatıyorum: evin sahibi sanki arkadaşım değil, kediler! Kızcağız Nevrayla bana yatağını verdi, kendisi de bizle aynı odada şişme yatakta yattı, kediler patlatır diye yatak odasının kapısı akşamlari kapalı ama 4 tane var mübarek, her akşam kapıda senkronize tırmalama sesi ile uyuduk. Sıcağı hatırlatmıyorum.
Atina'daki ilk sabahımızda Gazi mahallesindeki (gerçek) evimizden metroya doğru yürüyüp, Millenium adlı bir cafede kahvaltımızı yaptık. Metro ile Syntagma meydanı, Parlamento binası önünde askerler, Panepistimiou da Attica adlı avm. Ordan oranın Nişantaşı Kolonaki, İstiklal caddesi Evrou, sonundaki kliseden sol sağ yapıp Mitpopoleos (kebapçıların sokağı)'a çıkış ve tren istasyonuna varış.
Evrou da Azurro cafede atıştır, eve dön. Bir başka kadim dostum Hara geldi ve hep birlikte Prosopa'da keyifli bir yemek yedik. Bu arada Yunanistan ekonomik krizde, bizim kızları da etkilemiş durum, onu anlatıyorlar (2015 notu: o günlerin kıymetini bilmelilermiş). Nevra da akşamüstü siesta sebebiyle her yerin kapalı olmasına sinir oldu, şekerim ama siz de tembelsiniz diye girişti bunlara, nerdeyse sınırdışı edeceklerdi bizi:)
Ertesi sabah Ermou ve Thissio'ya yürüyüş ama öyle kolay olmadı, hava iğrenç sıcak. Anna'nın evi Gazi adlı bizim Karaköy gibi trendy bir yerde, merkeze 4-5 durak ama biz inatla her yere yürüyoruz. Salak bi yerde kahvaltı.  Bi sürü antikacı ve kafeler @ Andrianou. Burası meğersem şehrin tam göbeği Monastraki paraleli çıktı. Agoras Square'e gidip Sunshine Express'e bindik ve Akropolis'e gittik. Allah'in sıcağında tepeye tırmanış. New Acropolis Museum a giriş ve hızlıca çıkış; too much history will kill you.
Plaka'da dolandıktan sonra, tam benlik Minissikleous sokağına geldik: merdivenlere kurulmuş sağlı sollu sokak kafeleri, serin serin üstelik.

 Ordan en yukarı çıkıp sola gidince, Atina'nın sürprizi Anafiotika karşımıza çıktı. Beyaz kerpiçten mağaralardan evler ve üstelik insanlar yaşıyor orda! Sanki Kapadokya'da mağaraların içinde yaşar gibi!
Dönüşte kafelerin birinde limonatayla serinle, metroyla git ve Saladinadis'te bol meze ye. Eve dönüp, kedilerden kaçmak amacıyla odada dinlen, bavul yap. Halandri adlı, Atina'nın suburb u denilebilecek bir semte gidiş. Arismari adlı Girit restaurantina gidiş, Nassia adlı başka bir arkadaşımız da katıldı bize.  Burası modern binaların, villaların olduğu, bir nevi Kemerburgaz gibi bir bölge. Çok beğendik, sohbet sohbeti açtı, etrafta minik bir tur attık ve evimize döndük.Sabah Allah Anna'dan razı olsun, sabahın köründe bizi feribota bıraktı ve
7:30 feribotuyla Santorini'ye yola çıkış.
Romantik San Torini
Yunanistan turnesi üçüncü destinasyon San Torini. Feribotla rahat bir yolculuktan sonra bizi limandan bir minibüs aldı. Firastefani deki Yiannis Roussos Villa'da kalıyoruz. Odada bavulun üzerinden atlayarak tuvalate gidiyoruz o kadar miniş ama öyle bir manzaramız var ki dışarı bakında herşeyi unutuyosun.
San Torini'nin bir dağ yamacına kurulduğunu düşünün, deniz noktasindan tepeye kadar denize bakan ve uçurumvari bir yerleşim var. Zaten adaya güzelliğini veren de bu bence. Bu arada adada nerde kalsan manzarası var nerdeyse, ben bayıldım.  Yan yol denilebilecek patikavarimsi bir yoldan (sağ taraf tamamen deniz ve uçurum) süper manzara eşliğinde Fira'nın merkezine in. Halk otobüsüyle Perivoloso'da ikinci beach e otur ve denizin tadını çıkart. Hava bira rüzgarlı ama yine de süper. Bu arada o kadar çok güzel yer var ve hergün yapılacak bişiler var ki keşke Atina'da 1 gün kalsaydık da burda daha uzun kalsaydık dedik. Bu arada aklınızda olsun, araba kiralamazsanız otobüse güvenerek asla plan yapmayın. Öncelikle kesinlikle saatinde gelmiyor, bir snde doluyor nerdeyse ve bir sonrakinin ne zaman geleceğini bilemiyorsunuz. Nitekim uzun bir beklemeden sonra başka bi yere giden otobüs bize acıdı aldı ama her köyde de durdu! Nerdeyse iki saat sonunda odaya gelis, otelin yanındaki Myla adlı şık yerde günbatımı içkisi içmece. Gün batışını izledikten sonra  akşam yemeği için Firaya iniş. Daracık sokaklarda dolan. Franco adlı mükemmel!!! barın olduğu sokakta Rastoni'de leziz yemeğimizi yedik. Manzara mükemmel ve ortam feci romantik, iki kız gidip mekanı, ambiansı harcamayın (iki erkek de gitmeyin tabii tercihler farklı değilse). Bu arada herkes Türk dizilerini soruyo bize yok Muhteşem Sülo'da ne oluyo, yok Karadayı'da ne var, yanlış adamlara soruyolar o ayrı.
Eşek geçidi!
Sabah erken kalkış, Nevra'nın otelin sahibi tek kaş adamdan kurtulma çabaları sonrası Fira meydanda meydanda kahvaltı. Bu bölge İngiliz turistlerin istilasında, pek bir özelliği olmayan bir bölge. Asıl Yunan karakteristiğini Fira' nın çarşisında ve denize paralel yamaç yollarında görebilirsiniz.  Otobüse atlayıp bu sefer Kamari adlı bölgeye gittik. Sanki Yahşi sahili, bir sürü sezlong ve şemsiye. Üstte restaurant arada yol ve gene restaurantlar. Deniz sonrası odaya git, duş al, dinlen. Otobüsle Oia (ia okunuyor) güneşin batışını seyretmeye. Yanımda aşık olduğum biri olmadığından mı yoksa zaten pek romantik biri olmadığımdan mı bilinmez, ben pek özel bulmadım bu batışı. Bi Bodrum Gümüşlük Limon ya da Bozcaada Polente tepesinde daha bi keyifli batıyo sanki. Ancak sanırım diğer turistler benimle aynı fikirde değildi, keza ayakta duracak yer yoktu kilometrelerce.  Neyse manzarası olan bir yere akşam yemeği için oturduk. Nevra Yunanistan'a ayak bastığımızdan bu yana ilk defa Greek salad yemedi!!! 

Etrafta dolandıktan sonra Fira merkeze dönüp, nedense Santorini'nin Reinasi olarak not aldığım!!! Franco adlı yere gittik. Yeri anlatıyorum: Yamaçta kat kat ve deniz manzaralı bir yer düşünün. Ayakta kimse yok çünkü herkes şezlonglarda uzanmış ve an'ın tadını çıkartıyor!!! Asıl bomba mekanda sadece klasik müzik çalıyo! Duruma, halimizi ve sonrasında da saçma sapan şeylere o kadar çok güldük ki ortama uymadığımız için kalktık, biraz dolanıp otele döndük. Nitelim ertesi sabah erkenden Mykonos'a feribotumuz vardı.
Yaşanamamış ada: Mykonos Sabah transsferimiz geç kalınca minik bir kalp krizi ile koştura koştura feribota vardık ve benim için unutulmaz bir yolculuk başlamış oldu. 3-4 saatlik dalgalı açık denizi
Kabataş Adalar deniz otobüsüyle  geçtiğinizi düşünün ama resmen dalgalarla boğuşuyoruz.
Havalara kalkıyoruz, bendeki mide bulantısını, soğuk terleri anlatamam. Hayatı yollarda geçen sürekli seyahat eden biriyim, ben böyle olmadım hiç. Resmen deniz tuttu. Bütün Yunan adalarını dolaşma hayalim nerdeyse çöpe gidiyordu!!! Limandan San Antonio adlı otele git, adanın en solunda kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde yapmışız otel rezervasyonumuzu. Burada eski şirketin Yunanistan ofisinden Angela katıldı bize. Hep birlikte taksi ile Ornos ta Ammos adlı beach e git. Su buz ama deniz kristal gibi, cidden süperdi. Uyuklama ve feribot yorgunluğunu atma sonrasında şehri dolaşma kapsamında Little Venice ve yeldeğirmenlerine git, çarşı içerisinde Ally'de çok şık sunumuyla pina colada iç.


Yazının devamı yok aslında, çünkü Mykonos yaşanmadı benim için:) Şöyle ki, sabahki feribotun etkisinden kurtulamayan ben akşama doğru ishal ve kusma ile  odada kalmak zorunda kaldım, zaten halsiz düşüp uyuya kaldım. Ben Allah'tan daha önce gelmiştim ama Nevra'nın ilk seferiydi ve  Super Paradise'a gitmeden Mykonos'a gittim diyemezdik, bu sebeple ertesi sabah ben o halde beach e gittim, bütün gün uyukladım, denize girmeyip kızarmış ekmek beyaz peynir yiyerek günü geçirdim. Akşamina Niko's ta yemek yedik (ben haşlanmış patatesle yetindim). Ordan da Venice Beach'e geçtik ve bir saaat sonra halim kalmadı, odaya donmek için harekete geçtim. Kızlar da beni yalnız bırakmadılar ve nitekim sadece 10 adet taksi olan adada otele gitmek için taksi bekleyişimize başladık. Bir saat sonra başardık. Odaya gel, bütün geceyi gene tuvalette geçirerek uyuma ve ertesi sabah nöbetçi eczane bulup ilaç almaca. Hayır yola çıkıcaz, havaalanında, uçakta sürünmek istemiyorum. Adam üç gündür geçmediyse hastaneye git filan dedi, ben hiç oralı olmadım. Ama Allah amcadan razı olsun, ne verdiyse beni eve kadar yolda idare etti. Dünya Küçük, elbet sağlıklı bir şekilde tekrar gelirim dedim!
 

0 comments:

Yorum Gönder