Barselona, Mallorca – Temmuz 2007


“Yurtdışında hep kültür tatili mi yapıcaz, deniz tatili nasıl olur” lafları eşliğinde, tabii bir de “hem ne varmış ki şu Mayorka, İbiza, Mikonos’ta ” diyerek rotamızı Mallorca’ya (nam-ı diğer Mayorka) çevirdik. Uçağı miller ile, oteli de internet üzerinden ayarladık.

Barselona'da bir ara sokak
Ben tatil arkadaşlarım Ulaş (ki kendisiyle orda tanıştım ve pek bi kaynaştık) ve Çağla’ya bir Pazar sabahı Barselona’da katıldım. Kızlarla akşam buluşacağımız için direk otele gittim. Şubat ayında gelişimde de kaldığım La Rambla’daki Hotel lloret’teki odaya bavulumu bıraktım. Buluşma zamanına kadar ara sokakları gezdim, sokak müzisyenlerini dinledim, dolandım dolandım. Pazar günü de olsa şehrin kalabalığı konusunda bir önceki sefere oranla ciddi bir fark var: sokakta nerdeyse yürünmüyor. Şıpıdık terlikler ve şort –atlet resmi kıyafet olmuş. Kızlarla buluşma vakti geldiğinde, marinadaki Mare Magnum’da El Chipron adlı yerde, paella mızı yedik.
su - ışık şovu / Çağla ve ben
Oradan ışık-su şovunu izlemek için Palau Reial (kraliyet sarayı) bölgesine gittik. Meydanda kocaman bu havuz, ışıklı su gösterisi var, o kadar yuksek ve o kadar renkli ki anlatamam. Bir o kadar da kalabalık. Geri döndük ve biraz yürüyelim dedik. Gaudi’nin Casa Battlo binasının oralarda çapkın İspanyol gençleri “fiestar” diyerekten bizi partiye davet ettiler. Emin adım ve bol kahkaha ile yolumuza devam ettik.
Ertesi gün 1 saat rötarla, resmen donarak Mallorca’ya uçtuk. Havaalanından 5 günlüğüne 170 euro ödeyerek ateşli Panda’mızı kiraladık. Arabamıza atladık ve Portal Nous bölgesinde Costa Portals Hotel’e gittik. Yamaç üzerine kurulu; nüktedan –yaşlı bir resepsiyonisti olan; şeker, temiz ama ince duvarları olan 3 yıldızlı bir otel.
Ulaş ve ben, kale'nin merdivenlerinde
Öncelikle şehri bir keşfedelim dedik ve kalenin arka sokaklarındaki Mallorca’nın şehir merkezine (-ki buraya Palma de Mallorca deniyor- gittik (kale konusuna diğer yazılarımdaki gibi tekrar dikkat çekiyorum) Daracık sokaklar, dönerci Türkler, ıncık cıncıkçılar ve tabii ayakkabıcılar, her tarafta.. 3 kız Voltranı oluşturduk ve gözümüz dönerek bir sürü şeyler denedik, aldık. Palma de Mallorca’nın sahilinde Piccola İtalia adlı bir yerde –neden İspanyol yemeği yemediğimizi hatırlamıyorum- öğle yemeğimizi yedik. Akşam otelde yemegimizi yedik. Sonrasında bizim kaldığımız bölgenin marinasına gittik. Düzgün, kaliteli insanlar etrafta, açıkçası pek fazla genç de yok. Dolandık ve tatil için erken sayılabilecek bir saatte odamıza geldik; Mallorca rehberimizi elimize aldık ve oradan resimlerini begendiğimiz koyları işaretledik, resimleri görseniz hepsi cennetten bir köşe, her gün birine gitsek yetiştiremeyiz bu gidişle dedik. Taa ki yan odadakiler duvarlara çarpa çarpa dans etmeye!!! karar verinceye kadar güzel bir uyku çektik. Duvarlar fena ince, gecenin bi yarısı olmuş, adamlar sevişiyo, ne yapacağımızı şaşırdık, gülme tuttu tabii bi de.. Sesler başlayalı bir saate yaklaşınca artık dayanamadık ve şiddetli bir şekilde duvara vurduk da ses kesildi.

Palma Nova - bulutlara dikkat!
Salı günü, birçok koydan oluşan adada ilk durağımız Palma Nova Beach oldu. Burada alelade bir deniz ve bir cankurtaran başka hiçbirşey yoktu, biz de bir dalıp oradan tamamen çıktık. Orada Magalluf diye farklı bir beach’e gittik, nispeten daha iyiydi ve günü orada geçirdik.
Portel Vells -şahane manzara
Oradan Portel Vells adlı bir bölgeye geldik. Tepede birçok evin yanyana olduğu bu alanda deniz 10-15 dakikalık yürüme mesefesinde; ama öyle bir manzara var ki: turkuaz rengi transparan bir deniz, denizin üstünde tekneler ve sanki havada duruyorlar. Şahane. Biz nerden aşağı ineriz, birilerinin evinin yolunu mu kullansak filan dedik, o sırada Nijeryalı bir amca Türk olduğumuzu öğrendi ve o kızgın güneşin altında bize hayat hikayesini anlatmaya başladı. Nasıl aşağı ineceğimizi gösterdi. Oradaki bir evin, hatta komşusu bile olabilir, balkonundan inince birçok merdiven ve sonra da bir patika varmış aşağı doğru. Nitekim keçi gibi indik ve o mükemmel denize ulaştık. Hayalinizde plaj filan canlanmasın, şezlong bile olmayan ormanlık – gölgelik alanların olduğu küçük bir koy. Çok kalabalık değil –meğersem herkes biraz ilerideki çıplaklar kampındaymış-. Neyse, büyük hevesle denize girdik ve maalesef su hem pis hem de hamam gibi çıktı.

Fornells
Burası da bizi pek tatmin etmeyince, rehberimizi açtık ve yakında nereye gidebiliriz diye baktık: Fornells diye bir plaja çevirdik rotamızı. Bostancı sahili gibi hemen yol kenarında ama o kadar temiz deniz ve o kadar huzurlu bir ortam var ki anlatamam. “Ara sıra bazı bazı” şarkısını ezberleyip, Tom Ford yatay 8 gözlük muhabbeti yapıp denizin keyfini çıkartarak oradan ayrıldık.
Rüzgarlı Es Trench Plajı
Çarşamba günü geldiğinde, rehberimizdeki bir başka işaretli beache, Es Trench’e gittik. Otoparktan kumsala kadar uzunca bir yol yürüdük, nerdeyse ilk defa düzgün şezlongların olduğu, çayır çimen yerine kristal kumlar ve berrak bir denizin olduğu yere geldik. Bu arada Mallorca acayip derecede rüzgarlı bir yer. Akşam serinliklerinde bunu keşfetmiştik zaten, ama o zamana kadar böyle kumsala sahip bir yere gitmediğimiz için, gündüz de serin olursa nasıl bir etkisi olacağını düşünmemiştik. Nitekim güneş yağlarımızı sürdük, malak moduna geçerek yattık ve “kumdan kadın” olmamız maksimum 10-15 dakika sürdü. Deniz buz gibi, duş ondan soğuk. Ağzımıza dolan kumlardan konuşmaya fırsat bulup, burdan bize hayır gelmez diyerek gene kalktık. Bu sefer Santanyi plajına gittik. Gene kumluk ancak rüzgarsız, ailelerin olduğu geniş bir plaj. Havlularımızı yere koyduk ve en sonunda rahat edebileceğimiz bir plajın tadını çıkartmaya başladık. Yemeklerimizi bitirdik ki, bu sırada 2 tane taş hatun geldi ellerinde torbalarla, şile bezi gibi elbise/ tunik ve şapka satıyorlarmış. Biz de kadınsal içgüdülerimizi dinledik ve bu plaj satıcılarının etrafında giderek artan kadın güruhuna katıldık. Otel yolunda arabada “Vay be ne akıllı hatunlar, Türkiye’de biz yapsak mı” sesli düşünceleri ve “plajda peşimizde zabıta dolaşır” geyikleri döndü.

Me, Ulaş ve Çağla @ Cappucino
Akşam yemeğimizi yedikten sonra marinadaki Cappucino adlı cafe – bar karışımı, keyifli mekana gittik. O yaz sıcağında insan ne biliyim soğuk bir bira içer, mojito ya da rose şarap içer ama ben sıcak çikolata siparişi verdim! Meğersem Mallorcan style dedikleri yoğun bir sıcak çikolata çeşidi varmış ki; ben onun içinde yüzebilirim, çooookk lezizzzz.
Playa Formentar'da donarken
Perşembe günü uzun bir yol giderek Pollenca bölgesine vardık. Playa Formentar adlı ultra soğuk bir plaja gittik. Bu arada asıl komedi, gittiğimiz her plajda güneş gitmeye ve hava soğumaya başladı. Artık o kadar üşüdük ki, havluya sarınıp oturduk ve nitekim bir süre sonra kalktık.

Madem öyle o zaman biz de Far adlı şu meşhur fenere gidelim dedik. Daracık, çift yönlü, uçurum kenarındaki yollardan geçerek en tepeye vardık. Cidden görülmeye değer bir manzara, çok hoşumuza gitti.
Fener'de ben
Calvario
Sonrasında şövalyeler bölgesi olarak anılan Calvario' ya gittik. Şövalyeler döneminden kalmış bir kasaba, dar ara sokaklar, taş duvarlar, minik bir meydan, grimsi bir ortam var ama gene de ilginç. Üçyüz küsur basamaktan oluşan bir merdiven var-özelliğiymiş oranın. Biz orayı çıkmak yerine meydanda bir yerde yemek yedik.

meeee
Tekrar denize gidelim dedik, bu sefer giriş parası filan ödenilen kokoş bir beach e gittik (o kadar çok beach e gittik ki, ambale olduk ve bunun adını hatırlamıyorum). Çıkışta Festival Park adlı bir outlet center a gittik. Pek fazla birşey bulamadık, otele döndük. Yemekten sonra gene Cappucino’ya gittik.
Son gün ise, Barselona üzerinden şehr-i İstanbul’a endam-ı arz eyledik. Koşturmacalı bu tatil sonrasında pequeño mondo* dedik.

 *İspanyolca “dünya küçük”

0 comments:

Yorum Gönder