İlahi komdeya: Mardin - Nisan 2012

Bence oraya gitmemiz bile mucize oldu.. yanlış kesilen bilet,  sabah 5te süreklenerek kalkma, 2 saat inemediğimiz için nerdeyse kulak zarımın patlamasına ramak kala Diyarbakır’a iniş- evet Mardin’e değil, çünkü yolumuz Hasan Keyf.
Yeşil Diyarbakır
Öncelikle helal olsun demek istiyorum, yol nasıl kaymak gibi, etraf nasıl yeşillik, nedense böyle hayal etmemiştim Diyarbakırı. 1 saatlik yoldan sonra Batman’a varıyoruz, bildiğiniz büyükşehir orası. 3 M migrosu, bütün markaların mağazaları vb, yurdun öbür ucu demezsin. Nitekim şaşkınlık içerisinde Hasan Keyf’e vardık, uzaktan resim çektirdik, yapışkan çocuklarla ilk orada tanıştık. Bu çocuklar çok fırmalar aslında, “abla sana hikayesini anlatıyım mı” diyo, 1 tl karşılığında “kuş kaçtı, kuş uçtu, kondu” şeklinde, aksanları çok zor anlaşılan az ama öz bir hikaye anlatıyorlar. Hasan Keyf’e yakından bakmak istedik ama bir anda oylesine dolu bastırdı ki, güvenlik sebebi ile kapattılar girişi, çarşısında dolandık. 100 yıl dayanacak bir baraj için binlerce yıldır duran ve durabilecek bir güzelliği heba etmeyelim diyerek toplumsal mesajımı da veriyorum ve Mardin’e yol alıyorum.

Kasr-ı Nehroz
Keyifli bir araç yolculuğu sonrasında Midyat’a varış, Kasr-ı Nehroz’da yöresel yemekler, bu sırada hava nerdeyse 30 derece oldu.. Bir günde her mevsim dedikleri bu olsa gerek. Yöreye özgü el işi bakır tekniği olan Telkaricileri ziyaret, daracık sokaklarda dolanma, Hükümet Konağını ziyaret ordan Mor Gabriel Manastırı’nda dilek dilemece ve Mardin’e varış. İlk izlenimim, burası Positano’nun Mezopotamya Ovası’na kurulmuş olanı.





Yamaçta şehir
Bence ilahi, ulvi bir yanı var bu şehrin, Bursa gibi kasvetli değil, aksine huzur verici bir yanı var. Şehrin tamamı yamaç kenarına kurulmuş ve yukarı dogru gidiyor. “Geceleri gerdanlık, gündüzleri seyranlık” derlermiş buraya. Şehrin merkezinde Erdoba Konaklarında konaklama. Çarşıda kısa bir turdan sonra 9.30 ta hamam gibi odada uyuma.
Şehr-i Ulvi
Sabah kalktığımda resmi olarak grip olmuştum, 8.30dan itibaren güneş altında keyifle çalışma, öğlen yemeğinde hardal isteyip, karbonat mı istediniz sorusu ile karşılaşma ve Dara Antik Şehri’ne varış. Ordan Dar’ül Zaferan’a varış, Süryani kahvesi içiş ve konu nerden geldiyse  fal baktırmaktan bahsettiğimiz için falcı arayışına başlayış. Bu arada ben şehri o kadar ulvi buldum ki, kesin falcıları ünlüdür diye düşünüyorum...
Otele dönüp misafirlerimizi karşıladıktan sonra, daha da ilginç birşey yaptık, Mardin’in güvercinleri ünlüymüş, kuş seyir yerleri var, çağırıyorlar kuşları geri geliyor filan, ilginçti.  Bir başka ilginçlik de Nasra Teyze’nin evi oldu (karakol’u geçince). Nasra Teyze 2 kelime Türkçe biliyor sadece ve Süryani sanatının son temsilcisi, özel bir baskı tekniği ile şahmaranlı, yöresel motifli kumaşlar üretiyor.
Kırklar Klisesi’ne kısa bir ziyaret, Izhak’tan çoookk uygun fiyatlı gümüşler ve bir daha asla içilmeyecek Süryani şarabı (ev yapımı) tadımı. Nitekim akşam yemeği için yaklaşık 25 kişi Cercis Murat Konağı’ndayız. Kaburga kebabı pek bir meşhur- yiyememiş olsam da.
Mükellef sofra
Ertesi gün seminer için kalkış, araca giderken yapışkan başka bir grup çocuk: “Abla sana bi fıkra anlatıyım mı.” “e Anlat”  “1 liralık var 2 liralık var hangisi olsun”... Cidden doğal komikler, acaba 2 liralık daha mi komikti.. neyse...
Bir gün önceki fal baktırma merakı bizi orda yaşayan bir bayanın evine konuk ettirdi ve hayatımda bir ilki daha yaşadım: Süryani Arapçası ile teyze fal baktı, kızı Türkçeye çevirdi...Helal..
Ve asıl, yazıya başlığını veren olayı anlatıyorum: Son gün artık gözüm şıpır şıpır akıyor, hapşırmaktan duramıyorum, çookk hastayım. Munir Usta’ya yemeğe gittik (eğer orası ile ilgili twitter da birşey yazarsanız dikkat edin, takip ediyorlar ve yanıtlıyorlar J. Garson’dan kola istedim ve buz gibi bir kutu getirdi. Ben de bunun soğuk olmayanı, sıcak olanı var mı deme gafletinde bulundum, aslında adamın karışık surat ifadesinden anlamalıydım anlamadığını. 5 dakika sonra fırında ısıttığı kutu kolayı getirdi bana, ellediğim anda “ e ama bu sıcak” dedim ve “amca seni hiç unutmicam” diyerek yola koyulduk, dünya küçük dedik.

0 comments:

Yorum Gönder