İlk yurtdışında yılbaşım - Berlin, Aralık 2013

Nevra'nın yılbaşında Berlin'deyim gel davetini bin kere ve kesin kararlılıkla geri çevirip, başka yerlere gitmek için plan yapıp, çarşamba sabahı pek ani bir karar ile Berlin'e bilet aldığıma halen daha inanamıyorum. Üstelik iki gün sonrasına!!
Cuma gecesi Berlin'e varış. 2011'de gittiğim için turistik yerleri görme gibi bir telaşım yok.
Nevra'nın kardeşi Gülru bize evini açtı sağolsun.  Cumartesi gününe mükellef bir ev kahvaltısı ile başladık. Ordan Ku Damm da dolanmaca, yılbaşı öncesi Avrupa'da birçok yerde kurulan yılbaşı marketlerinden biri de burada, Weihnachtsmarkt da dolan ve Glüchwein (sıcak şarap) ile ısınmaca. Hava soğukkk ama Berline göre iyiymiş ve normalde aslında kar oluyormuş o dönemde. Şanslıyız yani.

Eve dönüş, üst değiş, Gülru'nun kocasının doğumgünü. Alexandrplaz'da Cancun adlı restaurantta berbat yemekler, çıkışta başka bir Weihnachtsmarkt  dolandık, hep aynı şeyler. Hackescher Markt adlı semte gidiş.biraz boş da olsa  geçen sefer geldiğimizde gündüz gelip, açıkhavada kalabalıkla bira içtiğimiz ve benim o zaman çok sevdiğim yer çıktı burası.
Orada The Kilkenny adlı hayatımın en Irish Pub'ına gittik. 2 tane gitarlı folk şarkıcısı Irish şarkıları söylüyor; ellerinde Guiness biralı, üstünde kasket ve pantalon askılı, kareli gömlekli tipler eşlik ediyor. Dubline yılbaşı için gitmek istiyordum aslında, kısmette bu varmış:)

Pazar günü brunch yapalım dedik ve internetten seçtiğimiz Anna Blaume adlı, Prenzlauerberg adlı semteki cafeye bir saatlik kaybolma sonucu gittik. O kadar aç kalmamıza değecek kadar über leziz ve şık görünümlü kahvaltımızı ettik. Bu arada Nevra'nın 1 yaşında yeğeni Enes bizle. Hayatımda gördüğüm en uysal ve sıcakkanlı bebek. Evde de yaptığı onu sevmemiz için yere yüzükoyun yatmasını sokakta kaldırımda da yapınca koptuk.
enes kaldırıma yatmadan önce
Branderburga gidiş,yürüyerek Tiergartenden geçiş, Postdamerplatz den Sony Center'dan geçerek Berlin duvarı kalıntısı olan Mauer'in orada Her yer Taksim her yer direniş i görmek:)

Eve gelip ev yapımı hamburger ve sonrasında adı Flight olan ama aslında isminin bi alkoliğin seçimi olması gereken iğrenç filmi izleyiş.
Sabah ev ve Enes keyfi. Schumacher in kayak kazasını takip et. Tek turistik hedefim olan Bauhaus Müzesine yola koyulmaca. Nevraların beni bıraktığı yerden müzeyi bulmam tam bir saatimi aldı, bi süre dolandıktan sonra adamın biri beni Brauhaus ??? a yönlendirdi, ümitli olduğum bir başka kadın yapımarket Bauhaus a yönlendirdi ve en sonunda bir otele sığınarak, seyahatin ilk haritasını elime almış oldum.
Müze sonrası yürüyerek Brandenburg ve Freidreich sokağı üzeri Charlie's Checkpoint ve eve geliş.
Akşamına Nevra feci hastalandı ve 18:30da yattı, bizim bohem Kreuzberg Jazz Club ve bir nevi istila edilen evler olan Squata gitmek yalan oldu. 22:30 tavuk yatışı.
Sabah 6da kalkış. 11 de süpermarketten son alışveriş, yürüyüş ve eve geri dön, uyuyup akşama hazırlan. 6da Kreuzberg e gidiş ama Türkten ve vandal bi şekilde üstünüze çatapat atan tipler dışında başka birşey görememe. Bu arada Almanya'da bireysel havai fişek ya da çatapatlar yasak, sadece yılbaşı öncesi 3 gün satışı ve kullanımına izin veriyolarmış. Ortamı gökyüzü ya da sokaktaki renkleri ve gürültüyü tarif edemem. Kutlamalardan eve dönerken heryer savaş alanı gibiydi. Hatta sabah 5:30da h alanına giderken bile devam ediyolardı.
Yılbaşı yemeği için Alexandrplatz da Gülrularla buluştuk. Piazza Rosso adlı bi Italyan restaurantında cozy, rezervasyonsuz, lezzetli ve ucuz yemeğimizi yedik. Ordan bi wmarket a geçip sıcak şaraplarımızı içtik ve 11 gibi Postdamer e gittik.
Plan şu: Brandenburg Tor un orada havai fişek gösterilerini izleyerek bir milyon kişi ile yeni yılı kutlicaz sonra takılıcaz. Memleket nizam üzerine kurulu: kişi sayısı dolmuş, polis 2 km uzaktan Tiergarten ın etrafına bariyer çekmiş ve kimseyi yaklaştırmıyor. Geceyi Taksim meydanında geçirmeyi planlayıp Gezi Parkının Elmadağ kapısında gibiyiz. O sırada yerden sürünerek bariyerleri geçen insanları gördük filan ama yok olmaz dedik. Biraz daha vakit geçti, olacak gibi değil, hiçbirşey görünmüyor. Tam o sırada Türk olduğundan şüphelendiğim bir grup genç bariyerlere omuz atmaya başladı ve iki kişinin geçebileceği bir aralık oldu. Normalde Nevra risk alır ben tırsağımdır ama ne olduysa hadi dedim. Nevranın 'bizi tutuklarlar, bi daha Almanyaya giremem' itirazlarını ignore ederek bariyerin arkasındaki parka girdik ve koşmaya başladık. Çalı çırpı gözüme giriyo diye telefonun fenerini açtım ama Nevra kapattırdı:)
Ve beş dklık bir kaçış sonrası kendimizi Brandenburg Tor a inanılmayacak kadar yakın bi yerde bulduk. Bir nevi Taksim Meydanındaki  the Marmara Oteli mesafesinde. Bu vesile ile bu yılki mottom insan arada risk alıp beklenmedik güzel sürprizlere kucak açmalı oldu:)
Bu arada hava nasıl soğuk nasıl soğuk, kaç bardak sıcak şarap içtik bilmiyorum. Almanyanın Tarkanını filan dinleyip, havai fişekleri izledik, biraz daha takıldıktan sonra dönüş için yola koyulduk. Etraf insan kaynıyo, metroya girmenin imkanı yok ve taksi yok.
Bi saatte çeşitli vasıtalarla evin yakınına geldik ve eve yürüdüğümüz son 15 dkyı nasıl tamamladığımızı hatırlamıyorum. Eve geldiğimizde hipotermi olmuştuk. Uyumaya çalıştık, nafile. Kanımın soğuyarak vücudumda genleştiğini hissettim resmen. Bir saatin sonunda ben ilave birşeylere sarınarak, Nevra duşa girerek ısınmayı başardık ve bir saat uyuduk.
5te kalkıp, bavul topla, 5:30da taksiye binip 7 uçağı ile memlekete döndük ve yılın ilk Dünya Küçük ünü dedik.

0 comments:

Yorum Gönder