Beklenmedik olumlu bir sürpriz - Prag, Ekim 2014

Geleneksel "işten kızlar" gezimizin bu seferki durağı Prag. Hiçbirimizin daha önce gitmemiş olduğu bir yer bulma sevinciyle Mayıs ayından biletlerimizi aldık. Vakit yaklaştı ve nitekim 8 kızdan ikisi  hariç geri kalan herkes sağlık-bakıcı-toplantı-yeni iş vb derken gelmeme riskiyle karşılaşıp, feleğin çemberine bir çelme takıp hırsla Prag'a yol aldık.
Öncelikle, kafamdaki Prag: kasvetli, ağır ve fazlasıyla romantik bir şehir. Zamanında birileri Budapeşte'ye benzetmişti ve benim için yukarıdaki tarife de çok uyar Budapeşte, bu sebeple kızlarla gidiyor olmasaydık listemde olmayan bir şehirdi... Ama yanılmışım, herkese tavsiye ederim!
Havaalanından otele giderken ilk izlenimimiz beklentimizden daha düzenli, yeşil ve estetik bi yer şeklinde oldu. 30 dk sonra şehrin eski bölgesindeki otelimize vardık. Prague Residences, Royal Boutique Residence Apartments'da kalıyoruz, odalar evimden büyük, kocaman salon ve oda, yüksek tavan, geniş banyo, resmen yıkılıyo estetikten. 

Otelimizin çevresinde bir sürü sanat galerisi var, bi yerden prova yapan opera sanatçısını dinliyoruz, diğer yandan aşırı güzel binalarla çevriliyiz. Etraftan sanat ve estetik fışkırıyo adeta.
Hava serin, yağmurlu ama iğrenç bi soğuk yok Allahtan.  Azıcık yürüyüp, biletimiz olan tiyatro öncesinde La Bodeguita di Medio adlı bir yerde bişiler içtik. Sonrasında Nationa Marionette tiyatrosunda  bir kukla tiyatrosuna biletimiz var. Prag'da black puppet adlı bir kukla formatı meşhurmuş, biz de o sanarak gelmeden aldık biletleri ama bizimki daha sofistike birşey çıktı: Mozart'in Sihirli Flüt eserinin Almanca Kukla Operası!! Biraz overdose oldu tabii ama farklı bir deneyim yaşamış olduk. Bir de oyun klise gibi bi yerde, koltukların sırt kısmı var ama alt kısmı boşluk. Biz bunu farkedene kadar sırayla ve istemeyerek önümüzdeki kadını tekmeleyip mıncıkladık (kadın gıkını çıkartmadı valla), o da ortama eğlence kattı.
Akşam yemeği için Kolkouna Restaurant'a gitmeye niyetlendik, yer ayırtmadığımız ve de kalabalık olduğumuz için burda ve çeşitli restaurantlarda elimiz boş kaldı. İçlerinden biri bize acıdı da U Rudolfino yu önerdiler. Acayip güsel sosis, geleneksel patates ve sahanda peynir yedik.
Çıkışta bir binaya ışıkların yansıtıldığını gördük ve acayip kalabalık vardı, meğersem o haftasonu light festival varmış ve çevre ülkelerden halk akın etmiş.  Ana caddelerinden biri olan Kurnukova sokağında dolaştık: Prag kristalleri ile ünlü, heryerde kristal kolye-takı ve obje satan mağazalar var. Dikkatimizi çeken bir başka şey de erkeklerin uzun boylu ve yakışıklı olması oldu:) Meydandaki Hotel U Prince'te açıkhavada birşeyler içtik. Hava aşırı soğumuştu ve yol yorgunluğu ile odalara dönüp bebek gibi uyuduk.
Sabah sokağımızın başındakı Ebel cafede süper kahvaltı yapıp bir günlüğüne bize eşlik edecek tur rehberimiz ile buluştuk. Marienne Square,  şehir kütüphanesi,  belediye evi sonrası Jewish District'te Avrupa'daki en eski synagogue u gorduk. Ordan, Prag'da en çok görmek istediğim ikinci yer olan Astronomical clock'a gittik. Gelinlerin saatin önünde fotoğraf çektirme geleneği varmış, nitekim soğuk havada bir sürü gelin kısa kollu gelinlikleri ile poz veriyorlardı.

Prag minik avlulara açılan ve dar sokaklardan gidilen pasajlar ile dolu, tam benlik! Aradan dereden geçtikten sonra otelimize yakın U tri ruzi (3 gül)  adlı Çek restaurantında  içmeden dönülmemesi gereken lezzetli Goulas çorbalarımızı içtik. Ordan meşhur Charles Bridge'e geldik, nehirde bi bot turu aldık kanaviçe yapar gibi  iki ileri bi geri gittik ve bütün binaları tek tek anlattılar bir saat boyunca. Artık sinirimiz bozuldu, gülmeye verdik kendimizi.
Ordan ressamların, aksesuar ve kristal ürünler satılan tezgahların olduğu Charles Bridge de dolan, şehirin yeni kısmına geç, tramvay ile kaleye çık, gez ve dön. Yandaş bulamadığım için Prag'da en çok görmek istediğim yer olan Fred and Ginger Building, nam-ı diğer Dancing Building'e tek başına tabana kuvvet  yol aldım. Hava akşam 5 gibi kararıyo, kararmadan gitmem lazım yoksa binayi göremeyeceğim ve anlamı olmayacak, nasıl hızlı yürüyorum. Valla yürüme hız ve tempomu ölçtüğüm runtastic aplikasyonunu açsaydım rekor kırmıştım:) Binanın özelliğine gelince, ikinci dünya savaşında burası yanlışlıkla bombalanmış ve şehirde nerdeyse tek hasar gören yer orası olmuş, bu vesileyle yerine böyle kıvrılan, adeta dans eden bir bina yapmışlar. Fred de Fred Astaire'den geliyor.

Donüşte muhtelif sokaklardan geçtim ve tipik kaybola kaybola kendimi şehrin modern kısmının meydanında buldum: Wencestar meydanı ve no 28 numaralı sokağın birleşimi. Hiç aç değildim ama kokusundan ve merakımdan dönen hamur anlamına gelen sıcacık ve mis gibi tarçına bulanmış tatlıdan yedim.
Nitekim 3 saat boyunca durmaksızın yürümüştüm, eve gider gitmez uzandım biraz.
Akşamına Casserole adlı bir restaurantta leziz ve çok uygun fiyatlı yemek yiyip, Tygra adlı pek meşhur bara gittik. Tam 30 saniye kaldık ve bize bakan erkek popülasyonundan ürkerek otele döndük.
Gerçi ilk gün bizi havaalanından alan şoföre sorduğumuzda, ben karımı oraya götürmem demesinden anlamalıydık ama turistik merakımıza yenik düştük:)
Sabah taksi ile şehrin karşı tarafına geçip, meşhur Cafe Savoy'a gittik, gelen kahvaltılıkların lezzetini gene tarif edemeyeceğim. Fiyatlar gene makuldü. Gün giderek ilginçleşti, Charles köprüsünün bitimindeki sokakta, eski zaman kıyafet ve saçları ile, siyah beyaz foto çekimi yapan bir yere gittik. Kılık kıyafetimize ve çıkan fotolara o kadar çok güldük ki, unutulmaz bir anı oldu. Yürüyerek Charles  köprüsünden Krakov ve no 28 sokağı üzerinde dolandık gene. Hep söylerim, şiddetli yağmur - kar olmadığı sürece bir şekilde yürünüyo, şehrin tadı da böyle çıkıyo!

Bu arada sokakta bir sürü dilenci var ve değişik bir şekilde; yerde dizlerinin üzerinde öne doğru eğilerek dileniyolar.
Odaya git dinlen, giyin Buddha bar a git, gelsin sushiler ve üstelik Dubai'deki Buddha Bar'in yarı fiyatına!! Lucerna 80 adlı nerdeyse iki bin kişilik bara gittik. Aşırı yorgun ve uykulu bir şekilde odaya döndük. Otelimiz apart otel olduğu için, her dairenin zili var ve anahtarını unutan ve hangi dairede kaldığını bilmeyen bir dangalak yüzünden bizim zil gece beş kere filan çaldı, sürekli sıçrayarak uyanıp durduk.
Sabah kalk bavul yap, La Bottega di Finestra da prosciuttolu filan leziz mi leziz, ucuz mu ucuz bir kahvaltı yaptık. Ordan otelimize dönüp havaalanına doğru yol aldık. Bir başka kızlar tatilinde buluşmak üzere dünya küçük dedik.

Notlar:
Taksi dışında herşey çok ucuz, yemekten tutun içkiye kadar. Ama gerekmedikçe taksiye sakın binmeyin çünkü taksicinin insafına kalıyor herşey. En az 5-6 defa 10tl tutacak yerde 50 tl ödedik. Heryere iki taksi gidiyoruz ve kıyaslıyoruz. Artık en son gece yemeğe giderken bir taksi 10, diğeri 19 tl ödedik. Dönüşte lüks araçlarla dönmek zorunda kaldık, taksimetre aç diye diretince sürücü rahatsız oldu ve arkadaki arkadaşını da tel ile arayıp yolu uzattırdı, nitekim gidişin iki katını ödedik!

Bir de servis sektorü bıkkın ve asabi, çok yavaşlar, üstelik umurlarında değil hiçbirşey, sabırlı olmakta fayda var:)

0 comments:

Yorum Gönder