Dubrovnik, Temmuz 2009

Efenndiimmm once sünnet sonra bisiklet misali, once Cağlacigimin dugunu sonra tatil kapsaminda sabah 5te h alaninda bulusulduktan ve uctuktan sonra, yari uykulu yari uyanik Dubrovnik h alanina vardik…



Otele giremedigimiz icin, sabah kosusu kıvaminda Savtat adli marina ve civarina gidip, yaklasik 40 dk lık sabah yürüyüşünü serin orman ortamında yaptık..Oranın neresi olduğunu br daha da bulamadık..






Sonrasında halen otele gidemediğimiz için Lakros adasının tam
karşısında kalan tepe bir yerde durduk ve gerek Old City'nin gerekse adanin manzarali resimlerini çektirdik - tabee Özlem ve Vio uyuyordu bu esnada otobuste..



Old City'e vardıktan sonra sanki Alice Harikalar Diyarında gibi Pila adlı ilk kale kapısından girdik ve şehrin bu kısmının gerçekten aynı masalın dekoru olduğunu bizzat gördük. Ana cadde olan Stradum Caddesi'ne girince hemen önününe Onofrios Çeşmesi çıkıyor. Karşısında da lezzetli bir dondurmacı var :) Bir de sakın oradaki exchange ciden para bozdurmayın (oranın currency si kuna geçerli) ciddi komisyon alıyor hatta sonrasında bir çift tutuklanmıştı para çaldılar diye, güvenilir bir yer
bulup çevirin paranızı.)





Sabahın 10.30 unda Cele adlı, saat kulesinin tam karşı köşesinde restaurantta pizza yedik, kısmetimde sabahın köründe pizza yemek var sanırım. Rectors Palace (rektör sarayı), Bell Tower (saat kulesi), Sponza Palace da meydandaki yerlerden. Zaten meydanı gezmek 1 saatte bitiyor. Gene o Cele restaurantın ordan gidince daracık yollardan geçip, sürpriz bir şekilde mini Pazar çıkıyor karşısına insanın. Akşamları orası canlı müzik çalınan, çeşitli restaurantların oldugu bir yere dönüşüyor.

Otele check -in vakti geldiğinde ise, otobüse binme yerimize dönüyoruz. Otobüs şöförümüz normal birşeymiş gibi başka bir şöförü patakladıktan sonra otele hareket ediyoruz (bu cidden normal birşeymiş orada, görürseniz şaşırmayın ve karışmayın). Otel, Lapad adlı bir bölgede, beklediğimizden biraz uzakta ama kaliteli bir otele variyoruz. Yol mahmurlugu - uykusuzluk derken aksam 7 civarinda, bize "şehir merkezi" diye onerilen ustu acik mini bi shopping area ya variyoruz - megersem bircok otel yanyanaymis, hepsinin ortak magazalarinin oldugu yermis burasi. Buranın en sonuna dogru Lindo's adlı bir yerde 82 saat bekleyerek, şaşırtıcı sunum ve lezzette yemekler yiyoruz. Bir uyarı: Vio'nun yediği risottoların (yaklaşık 10 tane filan yemiştir: )) hiçbiri risotto değil, haşlanmış pilav ve katık sayalım ama lezzetli :)) buranın spesyalitesi mürekkep balıklı risottoymuş, biraz siyah bir pilav geliyor. Bu arada Italya'nın hatta tam Venedik'in karsi kiyida olmasindan dolayi yemeklerdeki italyan etkisinden bahsetmemek olmaz. Hatta uygun fiyatlı, büyük porsiyonlu, lezziz Italyan yemekleri yiyebilirsiniz...

Ertesi gün otelin önündeki plaj taklidi yapan ama oranın en önemli plajı olan Copa Cabbanna ve Cava Beach -sadece beton ve deniz, beach bile diil- arasında gidip geldik. Otelin havuzunu da değerlendirdik. Istif şeklinde terleyerek otobusle şehre indik, gerçi yol 15 dk sürdü. Old city içinde biraz dolandıktan sonra, pazarın kuruldugu yerdeki restaurantlara baktık. Benim gitmeden önce hazırladığım 24 sf lık listede de yer alan "Arka" restaurantta yer bulduk. Sahibi Murat ve İsmet Kaptan :))-gerçekten kaptan kıyafetiyle amca- 500 yıl önce Türkiye'den den göç etmişler, o yuzden isimleri de Türk / Müslüman ismi. Murat Bey Amca, eşinin Müslüman olmadığını söyleyerek??, bizi ogluyla tanıştırdı. (Açık açık söylenmese de bölgedeki siyasi durumdan otürü Müslümanların pek hoş karşılanmadığı algısı oluştu bizde)
Neyse, Murat Amca'nın oğlu göstermeyen çapkınlardan ve bizi hemen yan dukkandaki sahibi olduğu internet cafeye davet etti. Biz gündüzki beach hayalkırıklıklarından sonra bari bu cocuga soralım nereye gidilir diyerekten, peşinden gittik. Birkaç yerin ismini aldık. Çocuk kalenin ordaki Benja Beach e gidin dedi, biz de yarın gideriz deyince, ben de 3 ten sonra gelip sizi bulurum dedi ve ayrildik oradan.

Ordan yukarı dogru çıkıp Roma'daki İspanyol merdivenlerine benzeyen yere çıktık. Ve oradan daracık sokaklarda yürüyüp - tecavüz etseler kimsenin ruhu duymaz- bir tabelayı takip edip, Buza diye bir yere geldik. Kale surlarının arasında minik bir kapı gibi bir şey yapmışlar, mini tünelden geçince birden açıkhavaya çıkıyorsunuz. Daracık merdivenler, kayalıkların üzerine kat kat konumlandırılmış bir çay bahçesi- bar kıvamlı bir yerr.. Dean Martin - Frank Sinatra çalan, son zamanlarda gördüğüm en sürpriz romantik mekan :) Hatta 1-2 gün sonra da gündüz vakti keyif için gittik oraya.. O gece çıkışta Arka 'daki oglanın önerdiği 1-2 sokaga baktık, rock çı barları geçip, kale kapıları arasındaki ana sokakta Ulica (sokak) Koniçiva gibi bir ismi olan bi yere baktık: Kova içinde alkol alan fena da olmayan tipler, bir aksam buraya mutlaka gelelim dedik.. İnsanlar ortalama kıyafetlerin üzerinde giyindigi icin pek bi hosuna gitti bizim kızların:) Normalde etraftaki turistler şıpıdık terlik ve şortlarla dolaştığı için dikkat çekti (rahat bir şehir)..


Üçüncü günümüz olan Salı günü ise çocugun önerdiği Benja Beach' e gittik. Digerlerine nazaran kokoş bir beach. O bungalow tarzı - sosyete dergilerinde gördüğümüz tiplerin kiraladıkları model- yataklar filan var isteyene. Oglenden sonra sıkış tıkış oldu, gözümüz flörtöz oglanı aradı ama gelmedi. Çakıl olan deniz yüzünden ayaklarım yara oldu :( Günün en komik anı, Özge'nin şişme deniz yatagını hoplaya zıplaya şişirmeye çalışmasıydı.. Hele denizden bakınca altında ne olduğu gözükmediği için daha da komik görünüyordu.

Akşam, Vio sushi?? yemek istedi ve biz de Banja Beach'e yakın Excelisor otelde Satu adlı suşiciye gittik. Ultra leziz suşileri yiyip, nedense çok acıktık aksam. Bu arada elimizde plaj cantaları , yagli ve islak bir sekilde bu lux otele girerken, dugun icin şık şık giyinmiş insanlar ustumuze geldigi icin, koyun surusu gibi geri geri gidip, tuvalate saklandık?? :)) Çıkışta Özlem geçen gece gelemediği için tekrar Buza' ya gittik. Kızlar film - reklam sektör muhabbeti yaptı…Ben ise hayallere daldım karanlıkta Dean Amca'nın şarkıları ile...


Çarşamba günü ise kısmetimizde çakma bir tekne vardı.. Deniz taksi ile (sakın Lapad bölgesindeki mini alışveriş bölgesindeki tekneciden tekne kiralamayin, tur belki daha pahalıdır ama daha iyidir?) Kaptanın babasının yaptığı ev yapımı güneşten ısınmış şarap içerek, no problem deyip kendi bildigini okuyan kaptan ile Elafiti adalarından Lakros adasına vardık. 20 dk lık keçi tırmanışı arkasından (sakın yürümeyin, 20 kuna verip golf arabasına binin direk) kumlu sahile vardık. Yoldaki yılan mı sokar, karga mı oyar muhabbetlerinden sonra, o kadar yürüdüğümüze değen bir plaja
geldik..

Güsel, jamaica modeli.. Bungalow tarzı bir restaurant, kum ve bölgenin tek kumlu mavi denizi.. Şemsiyeler de bungalow şeklinde.. Kocaman hamburgerler ve kafana tepsi fırlatma potansiyeli olan sarışın taş vücutlu garson kadına tikkat. Günün çoğunluğunu orada geçirdik.


Sonra, aman diğer adalar da eksik kalmasın diyerek tekne ile gitmeye devam ettik. S ile başlayan adaya sakın gitmeyin, hiçbirşey yok... Diger adaya da ayak bastık ama sadece 15 dk durduk. Bu arada her bakkalda Ülker ürünleri - özellikle çubuk kraker , tuzlular var-. Teknede bizler dışında gene bizim turla gelen Türkler olduğu için, alışkanlıktan yolda giderken de demirleyip denize girdik 1-2 yerde.. Keyifli ve temizdi..

Akşam merkezde, meydana gelmeden önceki ara sokaklardan birinde yer alan Olivia da leziz mi lezziz bir pizza- kime sorsanız gösterir, cidden çok başarlı, biraz uzun sürüyor gelmesi gerçi ama değiyor... Orayı geçince gündüz Pazar meydanı olan yerdeki mekanlar arasında DJ in oldugu mekanda mojito ve içki. Sipariş vermek için el salladığımız garson bize geri el sallıyor ve çakırkeyif Vio -Özge ile geri dönüyoruz..


Perşembe günü ilerimizdeki otellerden biri olan President Otelin beachine gittik, gene beton uzerinde şezlong ve şemsiye ortamı. Bir de bonus olarak lise gezisine gelmiş çocuklar etrafta. Ben şemsiye altında kaldım her zamanki gibi. Akşam Lapad bölgesinde Y.c.Orsan adlı balıkçı- çok lezziz. Bulmakta biraz sıkıntı yaşadık ancak minik bir marina gibi bir alan, etrata açık havada bir sürü masa ve dolu.. Gitsin jumbo karidesler, gelsin kalamalrlar.. Dediğim gibi, 10-15 Euro'ya o kadar lezzetli yemekler yenilebiliyor ki..Otele döndük, resepsiyona gidene kadar çekirge istilasına uğradık resmen..


Cuma günü grup bölündü, Özlemle otelin havuzunda takıldık ve güneşten ve kitap okumaktan bunalınca ( 4 kitap bitirdim 1 haftalık tatilde!!) içeride kanasta oynadık.

Akşam ise oranın Reina'sı olan Gil's şerefine herkes topluklu giydi :)) ÖNEMLİ: Mutlaka 1-2 gün önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Eglencenin (ki müziğin demek daha doğru olur, öyle eğlence filan yoktu) 1 de bitmesine şaşırdık.





Çıkacakken tuvalette bıçkın -ama hoş- bir delikanlı bizi bir beach party e davet etti. Edebimizle reddettik :)) Otele taksiyle dönkük- keza otobüs 12 den sonra yoktu.





Cumartesi, biraz klostrofobik ve tekerrürden ibaret bir gün - 5 gün yetiyomus eger sadece Dubrovnik olucaksa..Ya da 1 haftalık tur alınacaksa mutlaka Hvar adalı alınmalı. Hatta ben çok istedim ama kızlar istemedi diye gitmedik, Saraybosna’ya gunluk turlar var, giden herkes çok beğenerek ve biraz da üzulerek dondü. Gene President Beach'e gittik, ama hava kapalıydı bu sefer, üşüdük de hatta biraz ..Aksam ise shopping shopping shopping at Old City… magnet ve lokal şeyler aldık. Şimdi adınaı hatırlayamadığım ancak marin renklerinde ve dekorasyonunda bir magaza var merkezde (hatta 2 tane var) mutlaka gidin.. Yemek için gene Olivia..yorgunluk ve muz kabugu...

Pazar son gunumuz ya da sabahımız hatta: Sabah uçağı kaçırmayalım diye, telefonla uyandırma koymuşlar. Biz de sıçramayalım diye telin fişini çektik, azimli görevli "Receptiioonnnn" diye bizim kapıyı kırmaya çalışarak bizi ve tabii ki bizim kattaki odaları da korkuyla uyandırdı sağolsun. Sürüklenerek sabahın köründe havalimanına gittik ve home sweet homeee

0 comments:

Yorum Gönder