Gaziantep, Kasım 2010

Tekrar yerli bir destinasyon: Yeni işimle birlikte, il il Türkiye programı kapsamında birçok farklı ile gideceğim için bunları da kendi bakış açımla, kısaca anlatmak istiyorum...

Sabah 5.30da kalkıp, 7.30 ucağı ile Gaziantep'e uykulu bir şekilde gittik. Benim Gaziantep'e ikinci gelişim. Güneş içimizi ısıtarak, ara sokakların birinde yer alan, yeni açılmış butik otelimiz "Jaleriz"e vardık. Otel yepyeni, modern ancak ara sokakta olması beni nedense rahatsız etti. Odada  1-2 saat çalıştıktan sonra, Gaziantep basınını ziyaret etmeye gittik. Hepsi birbirinden farklı, değerli ve değişik insanlarla tanıştık. Sanırım en çok, merdivenden yuvarlandığı için hastaneden yeni getirdiği yeğeni önümde koşturduğunda -ve ben yüzü gözü mosmor çocuğa çarpmamak için nerdeyse hazır ol pozisyonundaydım- "lütfen çocuğa çarpmayın??!!" diyen kadını unutamayacağim.  6 civarı işimiz bittiğinde, en azından şehirde bir iki yer görelim, kebap yiyelim dedik. Gerçi öğlen inatla üzerine yağ dökerek getirdikleri ve 2 defa geri gönderdiğimiz dönerin ağırlığını hala hissedebiliyorduk ama what is eaten in Antep, stays in Antep demek istiyorum :)
Direk Bakırcılar Çarşısı'na gittik, vizelerin kalkması ile birlikte komşu ülkelerden gelişler daha da artmış, her yerden Arapça konuşmalar geliyor. Ordan meşhur baklavacı İmam Çağdaş'ın yanındaki baharatçıda kendimizi kaybettik, meğersem ne çok çeşit baharat, kuruyemiş varmış öyle. Bol bol antep Fıstığı, kurutulmuş biber vb aldık. Bu arada dilime pelesenk olmuş, Antep fıstığı diyeceğim yerde sürekli Şam Fıstığı deyip durdum?? Ben ettim, siz etmeyin... Ordan da hızlı bir geçişle sadece baklava alıcaz diye girdiğimiz İmam Çağdaş'ta Ali Nazikleri - 2 gün boyunca bizi süper gezdiren Ahmet Bey'in şiddetli tavsiyesi üzerine- yedik. Üstüne de boşan da semerimi ye kapsamında baklava yemeyi ihmal etmedik. Alka Seltzer'in artık Türkiye'de satılmadığına tekrar üzülerek ve soda soda diye yanarak otele döndük. Hayır, hafta sonu zehirlenmiş olmasam ve bütün pazar günümü kusarak geçirmiş olmasam önemli değil.

Gece 12 ye kadar çalışılan ve gerçekten yorgun hissettiğim bir günün gecesinde, insan bebekler gibi uyumayı bekliyor değil mi? Asla öyle olmadı. Antepliler sıcak insanlar, memleket sıcak hoş ama otel odası da 42 derece. Üstelik klima 1 dk çalıştıktan sonra eror verdiği için yorgansız yatıp, pencereyi de açarak bir nebze nefes almaya çalıştım..Nafile... Uyku haram oldu..

Sabah 6 itibariyle otelin karşısındaki okulun zili çalıp da çocuklar cıvıldayınca, ben de erken kalkar erken yol alır dedim ve nerdeyse sıfır uyku ile güne başladım. Dip not: Gaziantep'te güneş daha erken doğduğu ve gün erken karardığı için okullar 6 civarı başlıyormuş.. Bu vesile ile otellerin ara sokaklarda yer almasının ne gibi sakıncaları olabileceğini de bizzat tecrübe etmiş oldum. Lobiye indiğimdeki manzara çok komikti, en az 5 kişi oda çok sıcaktı diye şikayet ediyordu, resepsiyondaki bayan da keşke arasaydınız, buradan merkezi klimamız var, açarız diyordu???

Öğlene kadar çalıştıktan sonra, bu sefer Bayaz Han adlı bir yere gittik, sanarsın Asmalı Konak. Öyle güzel bir avlusu var, üst katlarda sergiler, alt katlarda çarıkçı,sedef işlemeci gibi yöresel mağazalar. Açık havada, yazdan kalma bir günde avluda oturduk. Yemeklerin de tadı birbirinden güzeldi- bu sefer tercihimizi küşlemeden yana kullandık- ve patlayarak oradan ayrılıp, havaalanına geldik ve Istanbul'a döndük. Erken uçakla dönmememin sebebi ise daha ironik: Akşama bir iş yemeği vardı İstanbul'da. Nerde mi, tabii ki kebapçıda!

0 comments:

Yorum Gönder