Malatya - Aralık 2010

Bu sefer tamamen "Belin ne yapmış" yazısı olacak, çünkü nerdeyse hiçbir yeri göremedim :( Aslında kendim için bir ilki gerçekleştirip, eşzamanlı bildirecektim Malatya'dan ancak teknik imkanlar da el vermedi!

Akşam uçağı ile havalimanında, sırada -uçakta her yerde Malatyalılar'ın meraklı ve samimi sorularına maruz kalarak gece 9 gibi Malatya'ya vardık. Erzurumlular ne kadar soğuk ise, buradakiler o kadar sıcakkanlı ve konuşkan.

Şehrin biraz dışında kalan Anemon Otel'e gittik. Yurdun her bir yerinde kar var, burada yok, sadece soğuk.Otel geniş mi geniş ama insanın içini sıkmayan ferah ve modern bir lobiye sahip. Ortadan bölsen 2 odalık yer olan at koşturmalık ferah bir oda (biraz aydınlatması zayıf ve oda duvarları maalesef çok ince). Ve şık  mı şık bir tuvalet!! Becerebilirsem fotosunu yuklicem buraya da. En komiği de Malatya'ya ilişkin tek fotoğrafım bu desem? -Aslında basının çektiği ve bir de öğlen yemeği yediğimiz yerde çekilen fotolar var ama muhtemelen hayatım boyunca onları göremeyeceğim ve evrenin derinliklerine gömülecek.
Sabah şık bir sunumla sunulan lezzetli bir kahvaltıdan sonra, azıcık çalışmak için odaya çıktım. Allah'ım yan odayı sevişgenler basmış, kadın çığlık çığlığa ve konsantre olmak mümkün değil. Tam "heh bitti" en sonunda dedikten sonra gene pes etmiyor ve sesler yükseliyor. Neyse onları kendi hallerine bıraktım ve otelden çıkıp oradan Devlet Tiyatrosu'na geçtik. Günün ortasında Malatya'yı görme fırsatımız oldu arabayla o da. Kanal boyu dedikleri bir yer var, Dudullu sokaklarını andıran dar ama kalabalık sokakları var. Ancak bu ana caddedeki evler genelde 3-4 katlı, bu hoşuma gitti.
Öğlen yemeği için Beşkonaklar diye bir yere götürdüler bizi, orjinal bir konak, otantik döşenmiş. Bize denemelik çeşitli yemekler getirdiler. bu kadar il dolaştık, bu kadar lezzetli yemekler yemedim. Neden Istanbul'da bir Malatya mutfağı yemekleri yapan yer yok anlamadım -GİRİŞİMCİLERE DUYURULUR!- Soğuk yoğurt çorbası (az), sonrasında tarhana çorbası dedikleri ama beyaz renkli ve ıspanaklı leziz bir çorba ile başladık. Sonra bir tabakta analı kızlı (bulgur, bulgurlu kıymalı köfte ve büyük köfte), kiraz yapağına sarılı ekşili köfte( ben hayatımda ağzıma yaprak dolma sürmedim, bundan 2-3 tabak yiyebilirdim, serçe parmak kalınlığında o kadar leziz ki) ve nohutlu birşey daha yedik. Hepsi çok iyiydi.
Öğleden sonra biraz daha çalışmanın ardından, Malatya'nın olmazsa olmazı kayısı almaya gittik. Bence sadece kayısı ile ünlenerek Malatya'nın hakkını yiyorlar. Öztürkler diye bir yere girdik, herşeyi tadabiliyorsun; helak oldu midemiz, o kayısıların yok normali yok günkurusu yok çikolatalısı. Pestiller, muskalar, kayısı çekirdekleri, sucuklar vb.. ve hepsi uygun fiyatlarla.. Hatta kayısı yağı, nemlendiricisi vb bile yapmışlar. Nerdeyse 1 saat kadar vakit geçirip, 1000'er kalori alıp, bulanık midelerimizle uçak saati gelene kadar Anemon Otel'de biraz daha vakit geçirdik. Nedense şarap eşliğinde bir organik süt muhabbeti sardı hepimizi...

Tam geceyarısı eve vardım ve aklımda tek kalan Malatya yemekleri oldu!

0 comments:

Yorum Gönder