Safranbolu, Kasım 2010

Kasım ayının son seyahatini Karabük'e gerçekleştirdim. Bayramda gitmeyi düşündüğüm ama yandaş bulamadığım Safranbolu; iş için olmasaydı, aklıma gitmenin hiç gelmeyeceği Karabük'e bağlı.


Basarak 4 saatte İstanbul'dan Karabük'e vardık.Karabük Demir Çelik fabrikasının siyah  dumanlarını geçip, virajlı, bol yeşillikli (yeşil olduğunu sabah görebildil gerçi) bir yoldan 15 dk da Safranbolu'ya gittik. Yörenin özelliği olan Safranbolu konaklarından birinde,Çeşmeli Konak'ta kaldık. 3 katlı, cumbalı, ahşap şirin bir konak. Girişte resepsyon, kahvaltı alanı gibi bir alan var. Odalar üst katlarda yer alıyor, ayakkabılarımızı çıkartıp gittik.


Odam çok şeker, yöresel özelliklere uygun bir dekorasyonu var. Bavulu bırakıp, etrafı keşife koyulalım dedik. Otelimizden 10 adım aşağı doğru inince şehir meydanına geliyorsunuz. O kadar küçük ki (Polonezköy küçük demiştim, burası daha da küçük). Meydan da, Safranbolu'nun alamet-i farikası olan lokumcular ışıklı ve renkli vitrinleri ile kendilerine çekiyor. Meydandaki camiinin solundan aşağı doğru inince Arasta Çarşısı yer alıyor. Çok kısa bir gezdik ve yemege gittik. Yemek için, gene meydanda camiinin sağında kalan Kadıoğlu lokantasına gittik. Kuyu kebabı ve bükme pide gene yöreye özgü yemeklerden ve elle yeniliyor. Biz de aynı şekilde, parmaklarımızı yedik resmen :)


Sokakta her yöne bakıldığında konaklar var. Arada 1-2 tane satılık vardı, sorduk 100 bin tl ye geliyormuş ancak içine asıl 250 bin tl tadilat yaptirmak gerekirmis.


ben cektim bu resmi :)
Otele dönüp de yatma vakti geldiğinde gerçeklerle yüzleştim. Yan odada kalan çocuklu ailenin konuşmalarını - ve sonrasında da adamın horlamasını- tamamen ve net bir şekilde duyabiliyorum. Üst katın bütün hareketlerini duyuyorum. Dedim ki bu gece uzun olacak. O sırada adamın biri odamda resmen. Bir döndüm sokağa doğru, gözgöze geldik. Meğersem konak yokuşta kaldığı için benim odam insan boyu yüksekliğinde kalıyor. Ve gelen geçen sanki odada. Hatta gecenin ilerleyen saatlerinde, bir amca 10 dk filan benim cumbanın önünde telefon görüşmesi  yaptı. Dedim, ha gayret uyu. Bu sefer cırcır cırcır sinek - böcek- tahtakurusu her neyse sesleri yükselmez mi. Aklıma direk Foça'dan ihraç ettiğim tahtakurusu ve hijyenik temizlik operasyonu geldi. 
Kıssadan hisse 4-7 arası uyuyabildim, sabah mütevazi ama leziz kahvaltımızı yaptıktan sonra (Safranbolu'nun simiti de meşhurmuş, bizimkinden daha ince ve daha etli ve çoookk leziz), tekrar çarşıyı gezmeye koyulduk. Yöresel ürünler (Safranbolu evleri şeklinde magnet / biblo/ peçetelik, kıyafetler, örtüler, çarıklar vb), görülmeye değer. Safranbolu hakkındaki düşüncelerim "burası şirin bir kasaba mı, uzun kalırsam üstüme çöker mi" arasında giderken Leyla Abla ile tanıştık. Kendisi Arasta Çarşı'sında Boncuk Cafe'nin sahibi. Burada  yapraklarla donatılmış masamızda, güneşin altında süper bir sunum ile kahvemizi içtik. Leyla Abla'nın tatlı sohbeti ve pozitif enerjisi ile keyfimize keyif katıldı, hatta giderseniz aklınızda olsun enerji falı da bakıyor kendisi, biz de nasibimizi aldık tabii ki..Bir de dükkanların vitrinlerinde  Japonca yazılar, ortalıkta Japon tv sinden insanlar dolanıyordu, meğersem Japon halkı Safranbolu'yu pek severmiş. Japon yanın önde gelen devlet büyükleri (bu da ne demekse) Türkiye'ye geldiklerinde ilk buraya gelirlermiş filan.


Günün  geri kalanını çalışarak geçirdikten sonra (TRT'nin de çekim yaptığı bir konuşma yaptığımı eklemeliyim, meşhur oldum bu sefer sanirim :) 7.30 gibi yola çıktık ve tam 5 saat sonra dünya küçük kapsamında evimdeydim.


NOT:Tur şirketlerinin cuma  akşam ya da cts sabah çıkışlı Safranbolu - Amasra turları oluyor. Amasra da Safranbolu'dan 1,5 saat sürüyormuş ve çok şeker bir sahil kasabasıymış, hatta balıklar çok lezzetliymiş.

0 comments:

Yorum Gönder