Akide şekeri Beyrut - Mart 2011

Beyrut... bana 80leri anımsatan nostaljisinden, tarçını anımsatan kehribar binalarından ve havadaki tatli ask kokusundan "akide şekerim" diyorum.
Biraz gerilerek, çekinerek ve açıkçası pek de istemeyerek –zaten iş içindi- gittim Beyrut’a. East Med Airlines ile beklenmedik bir konforlu uçuştan sonra, güneşli bir günde bol Fransızca konuşmalar karşıladı beni orada. Otel 45 dakikalık bir mesafede, biraz da oto sanayi gibi bir yerde. Her taraf manda kasa ya da balina kasa mercedes kaynıyor. Sanki 1980 ler Istanbul’u, birazdan da Özal çıkacak tvye.
Her yerde doların geçtiği tek yabancı ülke dediler, gerçekten geçiyor ama geriye Lubnan parası veriyor her yer – ne anladım bu işten. Otele bavulu bıraktıktan sonra çalışmak istemedim ve Solidaire de adı verilen Downtown’a indim. Kehribar rengi duvarlı mağazalar, kokoş markalardan ne ararsanız var. Burası denize de yakın bir alan. Bu kokoş mağazalara ve denize arkanızı verince Nejmeh meydanına geliyorsunuz. Burada bir saat kulesi var ve meydanın dört bir yanından sokaklar var, şirin kafeler, mağazalar yer alıyor. Tam turistik, özellikle yaz akşamlaır çok keyifli oluyormuş. Gene burada Al Rıfai diye bunların meshur bir kuruyemis - cerez zinciri var, almadan gelmeyin, bu meydana yakın bir yerde- Nike mağazası var, oradan asagı inince yer alıyor.

Nejmeh Meydanı (ben bütün seyahat boyunca Necdet dedim gerçi :)
Bu arada Turk olmanın avantaj oldugu ender yerlerden biri olsa gerek. Turk oldugumu ogrenen herkes bayılıyorum Turklere den başlayıp, Kıvanç Tatlıtuğ ve Kurtlar Vadisine getiriyor lafı. Çok popüleriz.
Bir de Nejmeh Meydanı ve downtown çevresi şehrin daha kaliteli bölgeleri. Arabalar ultra lüks ve son model. İçlerinde pek yakışıklı ve şık takım elbiseli erkekler. Üstelik sarışınlar da pek revaçta :) Hatta bir de yürüyeni de araba kullananı da iltifatlarını hiç esirgemiyo, korna çalanlar, yüzümü yüzüme ıslık çalanlar, kendimi Hollywood yıldızı gibi hissettim, ben de 15 dakikalık ünümü yaşadım :) Bir de ayrı bir not, Orta Doğu filan diye erkekler kara kuru sanmayın, gayet beyaz tenliler şaşırtıcı bir şekilde. Hanımlar da pek kokoş ama bize göre sünnet düğününe gitmiş rüküş kadın kıvamındalar o ayrı.

Kehribar rengi binalar
İlk aksam yemege Gemmmayze adlı bir semtte- burası hiç belli etmese de bircok barın oldugu bir alan, belki bizim Taksim, Nevizade gibi, etrafta bir sürü dönerci, büfe vb var, biraz varoş görünümlü- Rosee adlı bir wine tasting bara gittik, yemekler superdi.

Rosee de ben ve Naazi
İkinci aksam Rococo adlı bir yere gittik, yemekler gene guseldi ama bar – restaurant gibi bir yer yapmışlar, çok kalabalık da değildi –gerçi biz de 40 kişi filandık her gittiğimiz yeri kapattık nerdeyse. Ama insan yeni bir yere gittiğinde lokal hayatı, insanları da görmek istiyor.
Gündüz bir sanat galerisinde rahatsız bir şekilde toplantı gerçekleştirdik. Sabah zahterli börek geldi, mutlaka yenmeli. Bütün geçirdiğimiz süre boyunca yerel birşeyler yeme şansımız olmamıştı, kebap geldi ama ne kebap. Humus geldi –ben bizdeki pastırmalıyı daha çok beğeniyorum- tabuli diye kısır benzeri birşey var, ben domatesli diye yiyemedim. Vee sonra baklava geldi. Minnnacık, bizimkinden daha kıtır ve daha az şerbetli ama nasıl bağımlılık yaratıyor. Bir de kadın kolu diye bir tatlıları var – Arapçasını not almamışım, kadın budu köfte oluyo da bu niye olmasın :) - o da fena lezzetliydi, bizim burma kadayıfı andırıyo ama daha güzeli.
Son aksam gene Gemmayze bölgesinde Al Mandaloun a gittik. Öncelikle buraya 1 hafta önce filan yer ayırtmak gerekiyor, birkaç kişiye önerdim, yer doluydu gidememişler önceden ayırtmadıkları için. Resmen aklım kaldı. Kaç zamandır bu kadar içtiğimi, göbek attığımı (hiç huyum değildir) ve eğlendiğimi bilmiyorum. Müthiş yemek, süper eğlence. Konsept buradaki al jamal gibi ama ben orada o kadar eğlenmemiştim. İlk başta cazcı kardeşler gibi bir grup Frank Sinatralar filan söyledi ki tam benlik (yaşımın insanı diilim, eskilerde yaşamalıymışım :) Sonra Mustafa Keser’in gençlik hali sahne aldı ve Arapça bazen hüzünlü bazen oynak şarkılar çığırdı ve biz de çok eğledik, belki de kitch geldiği için bu kadar eğlendim, bilemiyorum.
Yazları White, Cassino, Sky bar ı önerdiler ama kapalıydı. Bu arada deniz kenarında bir semt daha var – adını unuttum. Four Seasons Hotel filan orada, orada da kafeler vb var. Tavsiye olunur.
Son olarak eger vakit olursa antik bir sehir olan ve çılgın sahil kasabası olan Byblos u gorun mutlaka ben gidemedim icimde kaldı. Bir de Jeita diye magaraların oldugu bir yer var ama o biraz daha uzakta. Bir de Larissa diye 1 saatlik mesafede Meryem ana heykeli var (Lübnan cidden enteresan bir yer, Orta Doğu, popülasyonun %70 i Müslüman ama geri kalanı Hristiyan ve yönetim Hristiyanlarda. 1970 li yıllarda iç savaşta çok çekmişler.. Geçmişte Doğu’nun Paris’i olarak anılan şehir yıllar boyu yaşadıklarından dolayı hüzünlü geldi bana.)
Al Mandaloun’un tadına doyamadan ve fena sarhoş bir şekilde (farkındaysanız sarhoş uçmak bir alışkanlık halini aldı) h alanına gittik, bu kadar ön yargılı gelip de bu kadar keyif alarak ve hatta aklım kalarak ve yazın tekrar gelmeye karar vererek dönüyor olmama şaşırdım ve Dünya cidden küçük dedim...

0 comments:

Yorum Gönder