Dubai artık memleket sayılır - Şubat 2011

Çokuncu defa Dubai yazışım oldu ancak bu seferki, uzun bir süre için sonuncu olacak, temin ederim sizi :)

Bircok hayalim vardi: bu sefer uzun kalıyorum, aman da colde safari yaprim, arabian nights a katilirim hatta daha basitinden, otelin deniz kenarinda olmasinin avantajini kullanarak her sabah deniz kenarinda yururum ya da firsat olursa otelin havuza girerim...hayaller hayaller....
Gerceklere donersek eger, saat 20 ucagi ile yola ciktim. Gazan mübareak olsun, uçakta inşhallah bir kısmet oturur, şeyh bulmadan gelme nidaları eşliğinde yola düştüm gene. Umre’ye giden ve havlularla dolanan amcalar, onları geçirmeye gelen sulaleleri ile havaalanı sanki Esenler Otogarı olmuş. Cümbür cemaati atlattıktan sonra sıra uçağa binmeye geldi. Yanıma oturan kısmeti kısaca tarif ediyorum: Zekeriya Beyaz’ın bıyıksız olanı ve alkol kokanı. Yol boyunca saolsun amca tuttu beni surekli. Film izlemeye calisiyorum neye guluyosun filan demeler.
Bir de yola çıkmadan önce fazla yemek yemem normalde, o gun salak gibi susatıcı şeyler yemişim, nasıl susadım uçakta. Hostesten şişeyi vermesini rica ettim, sürekli gidip gelmeyin dedim, kadın da demez mi bir rahatsızlığınız mı var diye. Ben de şeker başlangıcı dedim –aslında yalan da sayılmaz ama Allah korusun-. Ancak su için Allah hiç kimseyi bu duruma düşürmesin. Neyse ki acıdı bana, getirdi şişeyi. THY not almış, Belin’e low calorie menu gidecek diye, sekmedi bu sefer. Yemek zaten hafif, bi dilim ekmek gelmiş yanında, yanımdaki amca duydu ya su isterken şeker muhabbetini, aman kızım o patatesi yeme aman kızım ekmek yeme diye. Hadi dedim boşver yeme, ay sonra canım bi çikolata çekti, yanımdaki poşette duruyo, adam sürekli bakıyo diye yiyemedim. Neyse uçak yolculugu bu kadar yeter.



Çikista beni almaya gelen A8 de artik heyecan vermedi. gecenin bir korunde vardim otele -Amwaj Rotana, hep aynı otelde kaldığım için adamlarla kanka olmuşuz, isimle hitap filan. İlk defa, sabah çok erken kalkmama gerek olmadan huzurlu bir şekilde uyudum.
İlk gün: Bavulu aç, şıpıdıkları ve eteğini giy (nasıl da iyi geldi çorap üstüne çorap giyerken bacaklara ve ayaklara özgürlük!) Kahvaltı yapamamıştım, öğlen Naazi ile Zahtar xx te Lübnan dürümü yedik über lezzetli. Odaya çıkıp, deniz manzaralı odamda, balkonun kapısı açık bir şekilde çalışmaya koyuldum, hayat süper!


Aslı ve ben JBR - Paul de
 Akşam İstanbul’dan buraya çalışmaya gelen bir arkadaşımla köşeyi dönünce hemen vardığım Paul’de yemek yedik açık havada, hafif meltem esintisi ile. Meğersem bizim otel ve bulundugumuz alan Jumerai Beach Resort (JBR) olarak anılıyomus ve sahilde yurunebilen ender yerlerinden biriymiş Dubai’nin. Zaten sabah akşam koşan – yürüyen expatlerde kaldı aklım. Aslında ben de iyi niyetli kişiliğimle yanımda 2 lastik ayakkabı, tayt, eşofman ve hatta ve hatta yüzme mayom – bonem ve gözlüklerimi de getirmiştim. Ama kısmet oldu mu, hayır.. iyi niyetliyim ben :)
Gün iki: Başka no yerine yanlışlıkla beni arayan wake up call ile uyanmaca, ama sinir olmadan kahvaltıya inmece huzurlu huzurlu. Sonra tekrar deniz manzaralı odamda, house keeping deki arkadaşla sohbet ede ede huzurlu bir şekilde çalışmaca. Aradaki fuzuli ve saçma işleri saymazsak günün devamına Jebel Ali adlı free zone’daki ofise gittim. Gümrüksüz alan olduğu için, izin belgesi almak gerekliymiş meğer. Bende izin ne gezer, polis durdurdu beni, neyse ki hızlıca hallettik ve ofise gittim. Toplantı, otele dönüş ve direk Mall of Emirates! Hızlı bir tur atıp, aylardır almak istediğim ayakkabıyı 1/3 fiyata bulmaca, odaya dönüp çalışmaca.
Gün üç: Sabahın köründe kalkıp, feci koşturmaca, cidden ne yaptıgımı bile –ya da ne yapmadığımı- hatırlamıyorum. Akşamında oteldeki Benihana’da yemek yendi (diyorum lüks bir standard haline geldi). Sonra çalışmaca.. Uyku biraz uyku...gecenin ilerleyen saatlerinde , Verdacığım pek sevgili oda arkadaşım katıldı bana :)
Gün dört: Koşturmaca devam eder, sadece otelde geçen bir gün daha. Misafirler geldiği ve otel kalabalıklaştığı için, asansör yetmemeye başladı ve sadece bir kez yapabildim ama 11. kata kadar yürüyerek çıkma gafletinde bulundum. Dıhneffes galdıımm..O akşam bizim Türk ekibi ile yemek için Mall of Emirates e gittik gene, devamında onlar aldı verdi, antialışveriş ben bir tek beyaz gömlek aldım – o da iş için gerekliydi diye-. Dönüşte ne mi yaptım, sürpriizzz çalıştım gene, sürekli birşeyler yetiştirmek gerekiyor. Verda geldi, biraz dedikodu yapıp yattık. Sürekli gece 1-2 de yatıp, sabah 7 de kalkıyorum, fena.
Gün beş: Evet, artık William diye zenci bir arkadaşım oldu, kendisi ile servis asansöründe tanıştık. Normalde misafirlerin binmesi yasak ama bir gün önceki 11 kat gafletinden sonra bana acıdılar sanırım, ne zaman binsem o da orada, ben de merhaba diyorum kendisine :) Bugun de motor takarak geçti, toplantı başladığı için asıl koşturmaca bugün oldu. Dinlenmeye az vakit olsa da, iş bitince Gülşen Bubikoğlu saçı için nerdeyse 100 dolar verip (ki Dubai nin çok nemli bir yer oldugu göz önünde bulundurulursa, 1 saat dayanmadı o saç), cici cici elbisemizi giyip, Burj El Halifa’da Armani Hotel’deki VIP geceye katıldık. Çok keyifli geçti, çakma Sharika ve Waka Waka şarkısı, uzaktan bakan otel misafirlerinin gerçek Shakira sanıp fotograf çekmelerini sağladı. Şansa hava da çok güseldi, keyifli geçti. Çıkışta da aynı yerdeki Cavalli bar a gittik.
Gün altı: Evveett bitmedi dahaaa.. Bugün de 3-4 kere duş almam gerekecek kadar çok terledim –iğrenç! Toplantı 13:00 gibi bitti, rahatladım mı, hayyıııırrr.. Çünkü ertesi gün fuar başlıyordu ve bir gün önce diye fuarda prova vardı. Gittim, alt katta stand, bir de asansörle çıkılan bir üst alan. Fuar boyunca her gün en az 50’şer kere çıkmışımdır oradan. Yıllar önce Avrupa’dan bi yerden aldığım Essence marka ayak roll on u –ki kendisi sürtünmeyi engelleyerek ayakkabının vurmasını önlüyor ve hay kafama edeyim ki neden sonra gördüğümde almadım- pek bir ragbet gördü. Zaten fuarın son günü roll on da bitti??!! Akşam 8 gibi çıktıgımızda takatimiz kalmamıştı, fena hallerdeydik. JBR da bir süper market keşfetmiştim önceden, oraya gidip sıcak baget ve krem peynir alarak odaya çıktım ve dinlenmeye bıraktım kendimi. Bu akşam no more work!
Gün yedi: Fuar asıl bugün başladı. Nefes almadan geçen bir gün daha. Akşamına fuarda ödül töreni vardı– ki o akşam da Oscarlar dağıtılıyordu makus kaderimin bir oyunu olarak. Ne hikmetse bizim aldığımız en iyi stand ödülünü en sona koymuşlar ve zaten o yorgun halimizle saat 10 a kadar beklemek zorunda kaldık. Dönünce bir de çalışmam da gerektiği için ağlamak üzereydim.
Gün sekiz itibariyle artık benim ayaklarım yok. Dünden itibaren 40 tane filan yarabantı bitmiştir. Ayakkabıyı çıkartınca zaten deri yerinde yara bantları duruyor. Akşam Jeddi midir Yetti midir nedir bi yerlere gitmek istiyodum onun yerine JBR, nam-ı diğer the Walk’ta hafif yürüyüş yaptım sonra da Paul’de yemek yedim!
Gün dokuz: Fuar yorucu diye tekrar etmek istemiyorum ama ben yaşlanmışım. Akşam artık yorgunluktan bitmeme ragmen, en azından sosyalleştim diyebilmek için Buddha Bar’a gittik süslene süslene. Lounge lardan birine oturduk, muhabbet filan sonrasında bi gezdik etrafı ki neden diger tarafta halk içinde değişmişiz o kısmı anlamadım. 1 gibi çıktık. Aslında Salı günleri ladies night çogu yerde ancak burada yememiş. Ben de Medinat diye bir bölge varmış oraya gitmek istiyodum ama kısmet olmadı.
Gün on: Fuarın son günü diye herkes mutlu ve yorgun. Elde kalan portakal sularını dağıtıyoruz, halk beleşi bile sorguluyor. Üzerinde kocaman protakal resmi var, bu nedir diyenler, nerenin portakalı ile üretildi diyenler filan. Bitti neyse. Akşam benim son gecem. Bizim ekip ertesi gün gelecekler ancak ben uykudaki zamanı ucarak gecirmeyi yegledim, sadece yatagima daha erken kavusiyim diye :) ne ara giyindim, ne ara disari kutlama yemegine gittim, ne ara bavul topladim ve ne ara ucaga bindim bilmiyorum. Yemek ve kutlama için Barasti adlı çok şeker bir mekana gittik. Ancak bize özel bir alan olsun diye gene yanlış seçim yapıp, deniz kenarında bir alandaydık, oysa ki bütün İngiliz gençliği ve olay yukarıdaki baraka gibi alanda dönüyormuş, neyse gelecek sefere diyoruz gene :)

Orada ne kadar ne içtiğimi bilmeyerek, kafam iyi bir sekilde bavulumu yaptim. Oradan havaalanına gittim, elimde bir bavulum giderken goturdugum, bir de sıgmadıgım icin mini bir bavul daha. İkisi 50 kilo (abartmıyorum, kadın tarttı). Taşıyamadım tabii. Şansa işten bir arkadaşıma rastladım ve sığındım resmen.
Ve nihayet uçağa bindim. Yıllardır seyahat eden ben, bir kere bile yanına düzgün biri oturmamış olan benim yanımda sanki Felicity dizisinden Ben çıkmış gelmiş! Tek farkla, gözünde o kumaş uyku gözlüklerinden ve uyuyor. Daha ne kadar oldu ki uçağa bineli, ne uyuması deyip dürtmek istiyorum onu. Koridorda tarafında oturdugum için tuvalate gitme bahanesiyle de uyandıramam ki onu. Dedim battı balık yan gider, zaten 3.30 ucagi, en iyisi ben de uyuyim dedim, biz omuz omuza, diz dize uyuduk kendisi ile. Ama ben uyanıyorum arada, yandan görüyorum yok begenmedim diyorum, sonra onden goruyorum yuzunu fena diilmiş diyorum, nitekim 3 saatlik yolculuk sona erdi ve hayatımda ilk defa çıkan böyle bir durum da degerlendirilemedi.

Malum iniş, eve geliş ve uzunn bir uyku hali....

0 comments:

Yorum Gönder