Kültür Turları - Ekim 2012

Yurtiçinde ya iş için seyahat ettiğim ya da Bodrum Çeşme gibi yerlerde dinlenme tatili yaptığım için bu yıla kadar kültür turuna gitme fırsatım olmamıştı. Bu sene önce rehberli gittigimiz Bozcaada ve akabinde 5 günlük GAP turu sonrasında bu yazıyı yazmak farz oldu.

Öncelikle içinden kültür fışkıran, müze ve ören yerlerinin bol bol gezildiği, acıkmadan öğün üstüne öğün tüketildiği, rehberlerin m.ö den çıkıp mitolojiden - antik çağlar ve günümüze kadar gelişimlerini anlattığı (milyon tane Tanrı ve Tanrıça ismi duyduğunuz ve muhtemelen sonrasında bir daha hiç hatırlamadığınız) yurtiçindeki turlara kültür turu deniyor. Aslinda bi Roma’ya ya da Paris’e vb turla gittiğinizde de rehber anlatım yapıyorsa o da kültür turu sayılabilir bence ama turizm camiasi böyle düşünmüyor nedense ve sadece yurdumun içinde olursa bu kategoriye sokuyor.

Tur programları az çok önceden belli ve burdan da aktif-hareketli ve kimi zaman da yorucu olacağı önceden tahmin edilebiliyor. Eğer tarihe meraklıysaniz ve aynı anda bir kaç yeri göriyim tek tek gitmek zor olur, bir bilenle gidiyim de anlatsın derseniz kesinlikle sizin için ideal. Her gun farkli bir il, nerdeyse farklı bir kültür ve farklı bir mutfak...


Diğer yandan otobüsle seyahat etmekten haz etmiyorsaniz (varış noktasına uçakla gitseniz bile ara geçişler mecburen otobüsle) ilk sürprizi burda yaşayabilirsiniz. Bu gittiğim turlarda resmen otelden cok otobüste vakit geçirdik, Allah’tan en son model geniş ferah otobüsler vardı da afakanlar basmadı...

Otelde az vakit geçirmekten bahsetmişken, asıl sürpriz uykusuzluk ve erken başlayan günler... Bir cumartesi sabahı 06:00da kalkıp 7’de yola çıktık (yolculuğun tamamında en geç 8:30 da yola çıkıldı) malum yollar bizi bekler, otobüsümüz bizi özler:) doğal olarak yataktan cok otobüs koltuğunda uyuklamaya hazır olun (benim gibi sabah insanıysanız o kadar problem olmuyor)

Yöresel yemekler konusuna gelince hergün yeni bir lezzet tatmak, bunun peşinde koşmak en azından benim için büyük bir keyif... Ama herşey kararında olmalı, alışkın olmadığınız yemek türleri, yapıldığı yağ hatta su bile mideyi bozmaya yetebiliyor (ben sürekli yanımda alka seltzer ile dolaşıyorum mesela)

Tabii ki bir diğer konu da müzeler ve kaleler! Önceki yazıları okuyanlar bilir, benim kale takıntım var, eğer Iskoçya’da filan diilseniz hepsi aynı! Eğer müze insanı değilseniz cidden zor bir hayat sizi bekliyor, ancak sadece etrafı gezip yemek yemeye gelen kişiler de vardı ve müzelere girmeme yönünden kullandılar tercihlerini...bu arada ülkemizdeki müzelerin giderek modernleştiğini ve eski sıkıcı formlarından kurtulduklarını hatırlatmakta fayda var...30 TL ödeyip bir müze kart alarak Kültür bakanlığına bağlı tüm müzelere ücretsiz girebiliyorsunuz.

Hemen hemen her akşam farklı bir otelde kalındığı için de hafif bir bavul yapmakta fayda var. Benim tecrübesizliğime geldi: Bozcaada’da kazak bile almamıştım, sel götürdü, masa örtüsüne sarıldım resmen; GAP’ta da cılkını çıkartıp hem gece hem gündüz için her güne ayrı kıyafet! alıvermişim... Bi kere geceleri farklı giyinmeyi unutun, geceye dayansanız kar sayın hatta :) 1-2 kıyafet alsanız yeter akşam için, o kadar erken kalkınca akşam birşey yapmaya hal kalmıyor. Kıyafet demişken bol yürüyüşe uygun, mümkünse kaymayan ve rahat 2 ayakkabı almayı ihmal etmeyin (kış için bir yağmurluk ve yelek, atkı / eşarp da olsa iyi olur bavulda, yaz için de gözlüksüz, güneş kremsiz ve şapkasız çıkmayın abiler!)
Bütün yorgunluğuna rağmen ben çok keyif aldım. Hatta şimdiden gelecek sene icin Karadeniz turu planladım, Vira yaylalar! Ne de olsa dünya küçük!

0 comments:

Yorum Gönder