Minik Likya Yolu - Olympos, Haziran 2015

Izmir'den Sun Express'in tam zamanında kalkan ve erken inen uçağı ile Antalya'ya varış (normalde reklam almam ama beklentimin üstünde idi), eski iş yerimden artık Antalya'da çalışmaya başlayan bir arkadaşıma gidiş, kahvaltı sohbet derken, Istanbul'dan arabayla gelen şoför Nebahat Abla'nın beni alması. 
Yol boyunca iklim sürekli değişti, güneş-bulut-yağmur derken kendimizi şaşırdık.
1,5 saat sonra Çıralı'da Lukkie's Lodge'a varış. Sanki minik bir cennet. Minik prefabrik evler ve minik verandalar. Odaya ayakkabımızı çıkartarak girmemizi rica eden mekan sahibini şaşırsak da kırmıyoruz, hızlıca üstümüzü değiştirip, plaja iniyoruz. Çıralı sahile giderken bir köprü var, nedense oraya park ediyoruz ve minik bir patikadan yürüdükten sonra uçsuz bucaksız, bol çakıl taşlı ve şezlong-şemsiye hatta insan dahil hiçbirşey olmayan bir plaja varıyoruz. Şaşkınlığımı ifade etmenin bir yolu yok. Sessiz, ıssız bir yer bekliyorum ama bunu değil. Nitekim bu Olympos tarafıymış sahilin. 
Sola doğru Çıralı tarafına gidince sahilde birçok cafe ve konforlu şezlong-şemsiye gördük. Çıra Cafe adlı ilk yerde oturduk, dinlendik, yemek yedik. Etrafta çok az kişi vardı, sessizlik sakinlik ve huzur üçlüsü birkaç saatliğine iyi geldi:)
Biraz ileri doğru gidip sahili keşfettik ve ordan ana yola giden patikaya çıktık, market - pansiyon/restaurant- hediyelik eşyacı ve o salaş ortamda beklenmeyecek sıra sıra masajcıların olduğu bir meydana vardık.
Akşamüstü otelimize geri döndük. Otelin restaurantının üstünün (zincirleme isim tamlaması) yarısı açık yarısı kapalı. Önce dışarıda, hava serinleyince de içeride oturduk, hatta ilerleyen saatlerde projektörden film izledik.
Ertesi sabah ben cidden erken kalktım ve kahvaltı saatine!! kadar hamağa kuruldum. Kaldığımız süre boyunca, kahvaltıda verilen otelin bahçesindeki kayısı ağacından yapılan reçeller ve bilimum ev reçellerine (portakal reçeli yıkılıyodu) doyamadık.
İlk günümüzde hem Çıralı hem de Olympos'u gördüğümüz için, o gün
Adrasan'a gittik. Plajın en sonunda Chili House adlı mekanın önündeki şezlonglarda tünedik, hava açınca cok sıcak, kapatınca bildiğin serin ikilemi içinde, en azından etrafımızda birileri var diyerek dinlendik.
Saat 4 gibi dere kenarında konuçlanmış restaurantların olduğu alana gittik, Paradise Cafe'de ördekler eşliğinde çok leziz yemekler yedik. Ortam o kadar güzel ki, dere üzerine platform kurmuşlar, kamelyalarda oturuluyo, püfür püfür. Ordan Olympos Antik kente gittik ve sahiline indik.
Henüz akşam olmamıştı ve biz de neden bu kadar çok masaj yeri var merakımızı gidermek için Makai adlı Thai masaj salonuna gittik, fiyat uygundu ama ortam pek değildi. Çıkışta hemen yanındaki mağazadan kazak almaya gittik. Haziran, Antalya ve kazak kelimelerini aynı cümle içinde kullanıyorum, dikkatinizi çekerim.
Akşam otelin üst verandasında otur, mantara bağla, Çıralıya inip bazı yerlerin bomboş, diğerlerinin de romantik çiftlerle dolu olduğunu gör ve gerisin geriye dön.
Sabah erken kalk, tam da Dünya Küçük dedirtecek bir olay: Kahvaltıda ortaokul arkadaşım Ersenle karşılaştım: balayı için gelmişler ve tam da yan odamızda kalıyolar!!!
Hep birlikte 1980den kalma dökülen minivanımızda yeni evli çiftimizle birlikte sahile indik, bugün tekne turuna gidiyoruz! Bu arada minivan yolda pek sırıtmıyor, etraf Şahin, Kartal, Serçe ve Renault 9 kaynıyo, bu araçların halen gider durumda olmasına respect!
Neyse şişme bot 9 kişiyi nasıl taşır adlı denemeyi yapıp, kocaman Antik Olympos adlı teknemize geldik. 
Normalde 50 kişilikmiş, biz 15-16 kişiydik ve herkes rahat rahat oturdu. Biz kıç tarafındaki koltuklara kurulduk ve rahat bir gün geçirdik. 4 koya gittik, deniz, öğle yemeği, bol bol foto çekimi, Ersenlerle muhabbet derken saat 17 oldu ve sahile geri döndük. 
Uyarmamıza rağmen gene bota 9 kişi aldılar ve halatı tutması gereken şaşkın  tutmayınca halat motora dolandı, motor durdu, bit hafiften su almaya başladı. O an öyle gelmese de, şu anda aklıma geldiğinde tatilin en komik an'ı gerçekleşti: Şaşkın adam önce halat bende dedi, sonra yok dedi, sonra yanında oturmakta olan Ersen'e sen neden tutmadın dedi, sonra ben misafirim dedi en sonunda çözülen halatı alttan tutmasını rica eden tekne görevlisine bana bağırma diye bağırarak, stres altında pek dayanıklı olmadığını gösterdi. Titanik batmadan da böyle muhabbetler oluyo muydu geyiklerinden sonra karaya basma sevinci ile köhne minibusumuze vardık. Rezervasyonumuz iki günlük olduğu için Lukkies'in yanıdakı Nar Çiçeği pansiyona geçtik, benzer bir konsept yapmişlar, minik ahşap tek katlı evler, buraya biraz daha kadın eli değmiş, çiçekler aksesuarlar var her tarafta.
Teknede bol bol dinlenmiştik, adrenalin kapsamında arabaya atlayıp  Çıralı'nın en sonunda Yanartaş'a gittik. Burası minik bir tepenin üzerinde yanan kayaların olduğu ve mitolojide önemi olan bir yer. Allah'ım ne dik yokuşlar, diz boyu taşlı basamaklar, tırman tırman bitmedi. Zaten ofisteki arkadaşlar tırmanamazsınız, çok zor deyip durdular, Nevra'yı zor ikna ettim. Dura dura gittik ama en sonunda yanan taş olmasaydı bile o kadar dik bi yere tırmanmış olmanın verdiği başarı duygusu bile yeterdi ki , zirve orjinaldi bence.
Ordan helak olmus bi şekilde otele geldik, üstümüzü değiştirip Çıralı Sahil'de Azur adlı otelin restaurantına gittik ve romantik çiftlerin arasında yemeğimizi yedik. Sakinlik yetti ve uzun, bozuk ve karanlık yola rağmen arabayla 50 dk gidip Olympos'a vardık, hedef Kadir'in Ağaç Evleri içindeki Hangar ve Öküz adlı barlar. Avluya girip tavla oynayan, nerdeyse nargile içecekmiş gibi duran tipleri görünce bizi pek açmadı, belki saat erkendi ya da bizim için çok geçti:) Gerisin geriye döndük, otele varmamıza 5-6 dk kala ikimizin de içi geçmiş ve gözlerimiz kapanmıştı (Nevra'nın arabayı kullanıyor olması dışında çok sorun değildi aslında- Anne merhaba:)
Gece mallığımızdan dolayı donarak geçti, iki saatte bir sırasıyla kazak, çorap, eşofman altı ve halen donmaya devam edince banyo havlusunu üstüme sererek üşümemi azaltmaya çalıştım. Nitekim sabah 7'de pencereyi açık unuttuğumuzu farkettim, Allah'tan gün ağarmıştı ve hava ısınmaya başlamıştı.
Az ama öz kahvaltımızı yapıp Kemer'e yola çıktık. Önce Tekirova sonra  Çamyuva beldelerindeki otellere baktIk, günlük giriş için saçma sapan ücretler isteyince Kemer şehir merkezine bastık. Ayışığı plajı adlı geniş ve birçok plaj/restauranttan oluşan komplekste Dakota adlı plajda oturduk. Deniz mükemmel, üstelik Club Med Kemer'in yanı. Kurtlanınca etrafa bakalım, yanındaki marinada biryerler var mı dedik, öyle bir yollardan geçtik ki, deniz kenarındayız ama teknelere ulaşamıyoruz. Demir kapılardan atlayıp teknelerin oraya geldik, ama bu sefer de dışarı çıkamıyoruz. Güvenlik geldi, siz nasıl girdiniz buraya filan deyip biz yol verdi. Akşam 6 gibi plajın WCsinde üstümüzü değiştirdik, Kemer'in trafiğe kapalı alişveriş caddesinde yürüdük, gündüz nerdeyse hapis kaldığımız Turkiz Marina'da Qualista Lounge die bi yerde canlı müzik eşliğinde yemek yedik. 

Arabaya geri dönerken, bahsettiğim trafiğe kapalı sokakta, o hafta Kemer'de olan Nar Festivali kapsamında bir Parade/geçit vardı, otellerin animasyon ekipleri (bazılarında otel müşterisi ve diğer çalışanlar da vardı) temalı showlar, danslar yaparak, ışıklar, ateşler içinde tırların üzerinde geçtiler.
Akşam otele dönüş yolunu, 'hep karanlık hep karanlık' şarkısı eşliğinde (yolda sokak lambaları yanmıyo, aşırı karanlık) tamamladık. Odaya dön, uyumaya çalış, bu sefer de jenerator bizi mahvetti, yine uykusuz bi gece nitekim 6:30'ta kalkıp, 7:30'ta yola koyulduk.
Antalya'ya bastık, deniz kenarında kahvaltı hevesimiz kursağımızda kalınca, Burdur yoluna devam ederken sağda Keptur die bi yer gördük, süper serpme çeşitler ile kahvaltı yaptık.
Nevra gelirken 6:30 saatte geldiği için naif bir planlama ile akşamüstü 4-5 gibi evde oluruz dedik, nitekim saat 7'de eve vardığımızda her tarafımız tutulmuştu. Yine de sakin, huzurlu bir tatil geçirmenin ve uzun zamandır görmek istediğim bir yeri görmenin mutluluğu ile Dünya Küçük dedik:)
Not: Olympos ve civarını sadece gençlerin gittiği ya da sadece sakinlik isteyenlere uygun bir yer gibi düşünmeyin. Rafting - dalış - jeep safari gibi aktivitelerle hareket isteyenlere de hitap ediyor, ya da bizimki gibi arabalı bir program ile civar yerleri görmek çok keyifli oldu ve bizim durumumuzda iyi ki arabayı almışız dedik çünkü Çıralı - Olympos arası hiçbir toplu taşıma aracı yok (hatta Çıralı'da taksi bile yok).


0 comments:

Yorum Gönder