Petit voyage - Casablanca, Mayıs 2015

Son dakika kararı ile iş için Casablanca'ya gidiyorum. Fas zaten görmek istediğim yerler listesinde idi, bu ziyarette sadece Casa'yı görebileceğim ama ona da razıyım.
Havaalanından 1 saatlik bir yolculuk ile 
Hyatt Regency Oteli'ne vardım. Otel  sözde oranın en kaliteli otellerinden biri, tam UN meydanında, en merkezi yerinde ama birazdan okuyacağınız üzere sürprizlerle dolu bir yer.
Otele girer girmez odaya bile çıkmadan toplantılara başladım. Akşamüstü 6 gibi, otelle ilgili ilk bomba çıktı ortaya: Otelde kuafor olmadığı için telefonla dışardan bir kadın geldi ve odamda saçımı yaka yaka dünyanın en pahalı fönünü çekti.
Işkence biter bitmez, kendimi hemen dışarı attım ve Medinat-Old Town daki Souq/Çarşı da ufaktan dolandım. 
Bu arada Faslı arkadaşımın aksesuar-mücevherlerini çıkart uyarısını dinledim, yanımda para bile yok (zaten bozdurmamıştım), telefonumu sıkı sıkı tutuyorum elimde. Souq dediğim yer bizim Kapalıçarşının daha eski ve iptidai versyonu. Ama konsept aynı: oryantal ürünler, kalabalık standlar ve çığırtkan satıcılar. 5-10 dk dolanıp, fotoğraf çektikten sonra, meydana geri döndüm, bu sefer tramvayın olduğu sokağa doğru kıvrıldım. Burası İstiklal Caddesi gibi bir yer. Bu arada da Tramvay
deyince sakın bizim İstiklal'deki gibi nostaljik birşey sanmayın. Şehrin eski bölgesindeyiz, ortam cidden eski ve köhne. Bu bakımsız sokağın ortasına bizim hızlı treni yerleştirmişler. Yeni ve eskinin ilginç bir birleşimi olmuş.
 O akşam yol yorgunluğundan bayılarak erkenden yattım. Yarım saat sonra, otelin perili köşke döneceğini nerden bilebilirdim. Nitekim, sonradan perdenin iç astarının raydan düşme sesi olduğunu algıladığım bir vahşi ses ile uykumdan sıçradım. Sakinleşip uyuduktan bi saat sonra bu sefer de tuvaletten gelen bir boru sesi ve onu takip eden lağım kokusu gecemi şenlendirdi. Bir de takıntılı insanım hem ses hem koku olmadı. Kokuya alışmaya çalışarak, zor olsa da uyudum ve sabah 5:30'da kalktım (Fas Tr'den iki saat geride). 
Sabahın o köründe ne yapılır, tabii ki iki saat çalışıp kahvaltıya indim. Sonrasında uber başarılı geçen bir toplantı, dinlenme ve arkadaşımın beni alıp arabayla Korniş dedikleri deniz kenarında dolaştırması. Deniz derken yanlış anlaşılmasın, Atlantik okyanusundan bahsediyorum, çok dalgalıydı ve bir o kadar da ihtişamlıydı.
Arabayı park edip, ekiple yemek yiyeceğimiz restaurantımız Basmane'ye geldik. Aslında balıkçı programı yapmışlar akşam yemeği için ama benim patavatsızlığım sonucunda buraya değiştirdiler, iyi de oldu. Burası geleneksel Fas mutfağının olduğu otantik bir yer. Çinili duvarlar, kapıda fesli bir adam bile var:) ve yemekler yıkılıyo. Geleneksel kuskus, tajin vb yedikten sonra üstüne dansöz çıktı, tam keyif oldu. Tam da o sırada Brezilyalı arkadaşımız da sahneye çıkıp dansözden daha iyi kıvırtmaya başlamaz mı, meğersem profesyonel dansçıymış eskiden, gecenin hoş bir sürprizi oldu!
Ordan gene benim tutturmam sonucunda 5 kişi, Casablanca filminde geçen ve Play it Sam repliği ile meşhur Rick's Bar'a gittik. 
Filmin Fas yerine Hollywood'da stüdyoda çekildiğini biliyordum ama filmin çekildiği dönemde aslında böyle bir barın olmadığını, filmden esinlenerek daha 10 yıl önce girişimci bir bayan tarafından birebir aynısının yapıldığını öğrenince feci aldatılmış hissettim. Gece boyunca yaşadığım hayalkırıklığını  anlatamam... Ama yine de teyzeye helal olsun, iyi bir turistik nokta yaratmış, dünyanın her yerinden burayı görmek için geliyorlar. Bir de cafenin ortamı çok hoş, Coloniel tarzda döşenmiş, iki katlı eski bir Fas evi, biz üst katta oturduk ve piyano çalan adamı yukarıdan izledik.
Mis kokulu odama döndüğümde saat ikiye geliyordu ve bu sefer bebek gibi uyudum. Sabah erken kalk, çalış, 9:30 gibi yürüyerek kahvaltı için önerdikleri cafeye doğru yola çık. Burda da sarışın olmanın popülerliği ile havalı yürüyorum sokaklarda, sürekli laf yeme ve bakışlar! Etrafıma baktığımda cidden o anda sokakta benden başka sarışın yok. 15 dk sonunda La sqala adlı, girişinde havan toplarının olduğu ve çok keyifli 
restauranta gittim. Burası özellikle geleneksel Fas kahvaltısıyla meşhur ve yemek gene yıkılıyooo.. Kraliyet kahvaltımdan sonra biraz daha çalışıp yola koyuldum. 

Dürüst olmam gerekirse Casablanca'yı sevdim mi pek emin değilim...ama çok fazla birşey de görmedim sanki.... Belki Fes, Marakesh ya da Chefchaouene gitmiş olsam  daha etkilenebilirdim, yine de kim bilir, Dünya Küçük...

0 comments:

Yorum Gönder