Eleganlığın Başkenti - Milano, Mayıs 2016


Kasım ayından aman da çocuklu kızlarla kaç zamandır yurtdışına tatile gitmedik, biraz da alışveriş yaparız diye, 90 Euroya Pegasus’tan biletlerimizi aldık. Seyahat günü geldi, Bergamo Havaalanı’nda transferimiz bizi minivan ile karşıladı, şehrin merkezi bir bölgesindeki otelimiz Hotel Europa’ya bıraktı.Bavulları bırakıp, üstümüzü değiştirip, über enerjiyle Corso Venezia’dan şehrin merkezindeki Katedral olan Duomo’ya doğru yürüdük.
Burada trafiğe kapalı olan ve büyük & küçük bütün ünlü markaların olduğu Vittoria Emanuel 2 Caddesi’ne geldik. Mağaza vitrinlerine bakındıktan sonra oğle yemeği için, Duomo Meydanı’nda yer alan ve çok elegan bir tarihi binada yer alan Galleria Emanuel Vittorio adlı alışveriş merkezinin içinde Gatto Rosso'da oturduk.

Yemek sonrası Yesh ve Gözde alışverişe dalmak istedikleri için biz Yeliz’le ayrıldık ve yollarda kaybolduk. Hedefimiz bizdeki 5 çayının 5 içkisi versyonu olan Aperativo için  J Bvlgari Otele gitmek. Biraz fazla gidince, Via Monte Napoleone’in en sonunda meşhur La Scala operasının ihtişamlı binasını da görmüş olduk J Tabii gerisin geriye dön, nedense arka kapıdan girip Bvlgari Otelin bahçesinde kızlarla buluş. Çok hoş ve relax bir ambiyans vardı. İçkilerimizin yanında gelen badem, krudite, mini milfoy, mozzarella vb ile doymayaydık ve üstüne de yemek planımız olmayaydı iyiydi. Bu arada Milano’da aperativo cok yaygın, cok fazla da genç olduğu için uygun fıyatlı aperatıvo alternatifleri bulabiliyorsunuz. Bvlgari Oteldeki çok ucuz değildi- 25 Ero idi, gerek ortam gerekse gelen yemeklerin lezzeti açısından ben çok beğendim.
Ordan arzumuz Navigli Bölgesi’ne geçmekti ama malum hayaller ve gerçekler… Taksici amca bizi Corso di Porta Ticinese adlı bir yere layık gördü. Etrafta gençlerin olduğu bir sürü bar ve restaurant var. Maceralı bir şekilde yarım almayı başarıp Piazza St Eustorgio’ya geldik ve  aynı isimli restaurantta dışarda oturup havanın tadını çıkarttık.
Leziz yemeklerden sonra köşebaşına (McDonalds’in ordan) geri döndük ve gerçek Navigli Bölgesi’ne en sonunda geldik. Taksim Meydanı’nın kanal yanındaki versyonuna hoşgeldiniz, üniversite gençliği akın halinde sokaklarda. Amsterdam'daki kanallar gibi nehrin yardığı iki kanal yanyana ve her ikisinin iki kıyısında da bir sürü cafe bar düşünün. Bi ara o kadar kalabalık oldu ki yol gitmedi. Etrafa bakındıktan sonra ortam bizi pek sarmayınca hem de yol yorgunlugu derken taksiye atlayıp otele geri döndük.
Sabah yollara döküldük. Bir gün önceki sokakların paralelinde, Golden Triangle adı verilen ve paranın alabileceği en pahalı markaların olduğu sokaklarda dolanmaya başladık, herşey ateş pahası sadece bakıyoruz. Bu arada Milano’da sokak aralarında ilginç outlet mağazaları oluyormuş, kızlarla bir tanesine girdik, bir sürü bişiler aldılar. Üstelik indirimli fiyat üzerinden pazarlık yaparak %20 daha indirim aldık, mutlaka indirim isteyin. Buralari bitirip, Via Torino adlı bir başka alışveriş sokağına girdik, burda Dixie adlı orjinal ürünler satan zincir bir mağaza vardı, hepimiz uygun fiyatlı bişiler alıp çıktık resmen. Ordan Duomo Meydanı ve civarinda dolanmaya başladık ve Eylül 2015’ten beri Italya’da yaşayan Merveciğimle en sonunda kavuştuk!
Öğlen yemeği icin gene Golden Triangle bölgesinde, ara bir pasaj – girinti gibi bir yerin içinde kalan Il Salumaio di Montenapoleone adlı bir restauranta gittik. Yıkılıyoooo! Sanki Gossip Girl setindeyiz! Tarihi bir binanin içinde, açık hava bir avlu düşünün, tek tük turist var (ve çoğu Türk), lokaller nişana gider gibi şık, bakımlı, güzel, Diyeceğim şu ki, bir tane şık ve pahalı yere gitme hakkınız olacaksa, buraya mutlaka gidin, ikincisi de Bvlgari Otel de aperativo olsun.
Çıkışta, şehrin daha bohem bölgesi olan Brera’ya yürüdük, Bar Brera’dan sola girdik, butik mağazalar, minik restaurantlar cafeler vb karşıladı bizi. Brera’dan devam ettik, gene trafiğe kapalı olan Garibaldi Sokağı’ndan geçtik ve en sonunda meşhur Corso Como’ya geldik. Heryerde çok önerilen `10 Corso Como` diye bir mekana oturduk. Gene bir avlu, ferforje masalar ve sandalyeler, arkada hangar gibi 2-3 katlı bir mağaza. Alt katta atölyeler, üstte aşırı pahalı tasarım ürünler ve yanlış hatırlamıyorsam en ustte de fotoğraf sergisi – galerisi vardı. Keyifle bu mekanda, oturduk, Bellinilerimizi yudumladıktan ve bardak kırdıktan sonra (gelenek filan diil, tamamen bizim sakarlığımız) otele döndük.
Merve’nin Modena’ya dömesi gerekti, biz de akşam tekrar Brera Bölgesi’ne gittik, bu sefer amacımız pizza yemek. Bu yüzden tam köşedeki Taverna Del Borgo Antico'ya gündüzden yer ayırtmıştık, oraya gittik. Özellikle pizza için iyi bir alternatif oldu, servis biraz yavaş ama über lezzetliydi benim pizzam. Bu arada domatese alerjim olduğu icin buldukça pizza bianchi dedikleri tabanında domates yerine ricotta ya da mozzarella peyniri olan beyaz pizzadan yiyorum, denk gelirseniz deneyin, tavsiye ederim.
Orda Cresio caddesinde, dSquaredHQ'da Ceresio 7'a gitmeye yeltendik, niyeyse her yere rezervasyon yaptırmıştık, buraya basiretimiz bağlandı resmen. Daha aşağıda kuyrukta süper yakışıklı tipler, girebilenler gündüze göre daha rahat kıyafetli idi, tam istediğimiz gibi bir yer dedik ama kapıdaki amca full dedi almadi bizi. Biz de yatmadan önce en azından birşey içelim dedik, otelimizin karşı çaprazında bi barda ayakta takıldık bir süre ve sonra odalara döndük.
Nitekim sabah 07:30,da hepimiz uyanıktık. Kahvaltıda buluştuk, tabii bileti Kasım’d aalınca farketmemiştik tam anneler gününe denk geldi.  Telefon ile anneler günü kutlamaları, dönüş transfer ayarlamaları derken, son gün planladığımız Serravello Outlet’e gitme planımız patladı ve son dakika adaptasyonu ile tek eksik kalan bölge olan Isola'ya gitmeye karar verdik.
Burda Les Pommes adlı bir yeri önermişlerdi. Bir gece önce aradık brunch var mı diye sorduk, yok dedıler. Sitelerine girdik kahvaltı menusu var cillop gibi, oraya gidelim dedik, tabii biz biraz erkenci gittiğimiz için kapı duvar. Meğersem sabah 9da açılıyormuş,09:15te gittik halen kapalıydı. Vakit geçirmek için etrafta dolandık, burası şehrin yeni gelişen ve hipster bölgesiymiş, bizim Karaköy gibi, her yerde grafittiler, sokak sanatları. Hırs yaptık ya, Les Pommes’e tekrar gittik, gudubet gibi suratsız bi hatun, Croissant ları gösteriyo ahan da kahvaltı diye. Yengeden 12’de başlayacak olan brunch a kadar mutfağın kapalı olduğu bilgisini kerpetenle aldık. Sinir bastı biz de karşı köşedeki Anche adlı bistro da croissant ve kahvemizi yedik.
Bu arada da plan yapıyoruz: Yesh ve Gözde bir gün önce bir outlet bulmuşlar, onun Pazar günü açık bir şubesi varmış onu bulucaz ve gidicez. Tamamen şansa bi adres bulduk, otobanlardan yürüdük filan ve nitekim Porta Nuovo’ya yakın, Mirabello Meydanı’nda  Matia's outlete gittik. Bence dandik mallar vardı ama alışveriş ekibi kaldı, biz Yelizle La Fattoria di Brera adlı bi yerde takıldık.
Çıkışta yürümeye devam, Allahtan hava güzel, tadını tam çıkartabildik şehrin. Öğle saati geldiğinde Duomo Meydanı’nda La Rinascente adlı çok katlı mağazanın en üst katındaki açık havada Maio adlı Italyan Restaurant’a gittik, nasıl dolu, nasıl kuyruk var anlatamam.
Bu arada ilgincime giden bir başka şey de tuvaletlerde sifonlara elle basmak yerine, yere bir pedal koymuşlar, ona basarak sifonu çekiyorsunuz -ya da itiyorsunuz şu durumda. Hijyenik geldi beğendim fikri. Yemek sonrası son bir tur atıp, Venchi adlı çikolatacısından çikolata kreması aldık ve önce otele ordan da havaalanına gittik. Daha önce 3-4 kere iş için geldiğim Milano’nun bu yüzünü de görmüş oldum ve  özellikle eleganlıgından cidden çok keyif aldım. Dünya Küçük diyerek memlekete döndük.
Elegans a gel!
Bu arada kısıtlı bir süremiz olduğu için listemizde olan ama gidemediğimiz aşağıdaki yerleri de deneyebilirsiniz:

Kahvaltı: Pave, Un posto Milano, Palazzo Francesco

Restaurant: Pisacco, La Briciola

Bar: Yguana, Deseo, Navigli de Rita, Cavalli


0 comments:

Yorum Gönder