Rss Feed

Sakin, basit ve bozulmamış Selimiye - Haziran 2017


2017 yazındaki aile tatilimiz için seçimimiz uzun zamandır annemin de gitmek istediği Selimiye oldu. Ben öncesinde Fethiye’de kızlarla kısa bir kaçamak yaptım ve 3 saatlik kara yolculuğu sonrası Selimiye'ye vardım.

Selimiye’de koyun ucunda Devasu adlı bir pansiyonda kalıyoruz. Bu otel şansa, iki sene önce kaldığımız Selimiye Mavisi’nin yanında çıktı. Rezervasyon karışıklığı ve mini bir kalp krizi sonrası odalara geçiş. Otel 2-3 setten oluşuyor , en üstte odalar, bi alt sette 1-2 oda daha - mutfak - yemek yenilen alan ve alt sette denize sıfır, yanyana şezlongların olduğu alan. Sessiz sakin, keyifli.

Odada işimiz bitince hemen denize indik, 1-2 saat geçirdikten sonra duş, hazırlık vb yürüyerek köy meydanın olduğu sokağa indik. Ordan da sahile indik, sağlı sollu restaurant cafeler, Yunan adası kıvamında. Nedense sahili gecen sefer görmemiştik, yeni birşey görmenin heyecanı ve mutluluğu sardı beni.

Ruh ve göz banyosu – Seychelles, Kasım 2017

İşimde yılın en önemli olayı olan fuar sonrası şalteri kapatmak için daha iyi bir yer seçemezdik. İlk defa Abu Dhabi havaalanını kullanarak, Air Seychelles ile Seychelles adalarına ulaştık.
Burası, Afrika anakarasına yakın, çeşitli adalardan oluşan bir cennet. Havaalanından Victoria bölgesinde bulunan Avani Hotel’e geçtik, iki katlı binalardan oluşan, ferah, basit, lüks ve kompakt bir otel burası. Biz Tawfiq’le hangi gün nereye gideriz planını yapmaya koyulduk. O gün için lokal hayatı keşfetmek düşüncesi ile otobüse atlayıp Allah’a emanet bir şekilde yola başladık. Yol virajlı ve dar ve otobüs şoförü sanki karısı doğuracakmış gibi gidiyor. Arada aktarma sonrası Beau Vallon bölgesine geçtik. Artık o kadar midemiz bulandı ki, Seychelles’e gelecek paramız var ama taksiye binemiyoruz diye dalga geçmeye başladık :)



Beau Vallon adanın turistik bölgelerinden biri..Alabildiğince kum ve masmavi deniz, palmiye ağaçları, tam fotoğraflardaki gibi. Boat House ve La Plage adlı iki restaurant arasında kararsız kaldık ve deniz kenarında olduğu için La Plage’ı seçtik. Biz ettik siz etmeyin, adada herkes cok yardımsever ve güleryüzlü ama buradaki garsonlar cok mutsuz, suratsızdı. Siparişleri unuttular, yemeğin gelmesi çok uzun sürdü filan. Neyse biz modumuzu bozmadık, restaurantın arkasında, denize parallel bir yol yapmışlar, çeşitli stantlar var, yemek, hindistancevizi ve suyu, lokal kıyafet– aksesuar satıyorlar. Biraz ileride çeşitli oteller başladı ve önlerinde şezlong – şemsiye görünce bir tanesinde oturduk, deniz, güneş ve uyku moduna girdik. Benim gözümü açmamla, gökyüzündeki karanlık bulutları görmem ve hafif panik yaparak herkesi anlamsızca uyandırmam bir oldu. Sonuçta yağmur yağdı ama öyle şakır şakır yağmadı (Dubai’de yaşayınca yağmudan korkar olduk :). Yağmurun da etkisiyle, bu sefer otobüs iskencesi çekmemek için taksiyle otele döndük ve güzellik uykumuza yattık.

Salalahlastıramadıklarımızdan misiniz? - Oman, Ekim 2017


Dubai’de yazın sıcaklar 50 dereceyi görünce, farklı bir iklime sahip Arap Yarımadası’nın ucundaki Oman, nefes almak isteyen BAE halkı için bir kaçış niteliğinde dediler.

Biz de bu kapsamda 6 büyük ve bir çocuk şeklinde , Yemen sınırındaki Salallah adlı şehre yol aldık. Öncelikle havaalanına 10 dakika arkadaşımın minik bir pasaport eksikliği sonucu ufak bir kalp kriziyle başladı yolculuğumuz. Mucizevi bir şekilde sorun çözüldükten sonra 1,5 saat uçtuk, inince kiralık arabamızı aldık ve 11:30 gibi, otele vardık. Bitmeyen puanlarımla Hilton’da kalıyoruz. Lobinin soluna bir masa koymuşlar, önünde 3-4 bodyguard var ama köy heyeti gibi duruyorlar. İcerde ne oluyo diye merak ettik, aşırı yüksek sesle bir erkek güruhu hoppudu hoppudu eğleniyordu. Tabii ki girmemiz ve çıkmamız bir oldu.

Nitekim sabah kahvaltıda Mesutların gece gürültüden uyuyamadıklarını ve oda değiştirdiklerini öğrendik.
Arabamıza atladık, 1 saat mesafede Wadi Darbat’a vardık. Bize nasıl yeşil nasıl güzel diye överek anlattılar. Biraz zor da olsa bulduk, evet heryer yeşillik ve çok güzel hakkını verelim. Bir tane minik bir nehir var, o da bir şelaleye gidiyormuş ama kurak sezon başlamış, şelale de kurumuş ya da pide bitmiş:). Biz de önce üzüldük ama sonra internetten şelale dedikleri sıvı akıntısının resmine baktık ve resmen hortumla su boşaltsan aynı olur debisi dedik. Ama yine de ferahlık ve yeşillik hele Dubai’deki 50 derece kuraklıktan sonra pek hoşumuza gitti.

Alberobello Belissimo - Italya, Haziran 2017


İsviçre'ye uçmama rağmen Fransa’da gerçeklesen bir toplantıyı fırsat bilip, her zamanki gibi hayal destinasyonlarımdan biri olan, İtalya haritasının topuk bölgesine (İtalya çizme şeklinde ya); Puglia'ya gidiyorum.
İlk defa bindiğim Easy Jet ile rahat bir yolculukla Brindisi havaalanına geldim, çıkışta da hemen sağda Lecce'ye giden otobüsü buldum. 40 dakika sonra Lecce'deydim. Hilton Garden İnn'de kalıyorum, sabahın 9unda gelmeme rağmen odamı verdiler sağolsunlar.

10:30 gibi yürüyerek otelden çıktım, otel şehir merkezinden bildiğin uzak, 15 dakika yürüyüp, tekne malzemeleri satan yerlerden filan geçerek büyük ve yemyeşil şehir parkına girdim, ordan ara bir çıkıştan geçerek kendimi daracık sokaklar ve açılınca cıvıl cıvıl olacak cafelerin olduğu yerlerde buldum. Gece 3'te kalkmıştım ve kahvaltı yapmamıştım, Tentazioni Cafe diye hem cafe hem dondurmacı hem de yoğurtçu bir yerde açık havada oturdum. Meğersem burası aynı zamanda Saint Oronzo Meydanının da başlangıcıymış. Meydanda Seggio Palace'i gördükten sonra, tamamen şuursuz bir şekilde ve haritada nerde olduğumu tam anlamayarak dolandım. En sonunda amfitiyatroyu buldum, bildiğin plastik sandalye koymuşlar bi akşam önce konser varmış. Ordan önümdeki Rus grubu takip etmeye başladım, bi avluya girip çıktık, bazı evler o kadar güzel ki, önlerinde avlular ordan apartmana giriliyor, bayıldım.

Kalk gidelim Oslo, Temmuz 2017


İsveç ’teki bir toplantı sonrasında aslında hiç aklımda olmayan ama ya buralara kadar gelmişken gidelim diye gaza gelip Oslo’ya geçtik.Rahat bir uçuş ve ulaşım sonrası merkeze cok yakın olan Saga Hotel City Center’da uber yakışıklı resepsiyonistimiz karşıladı bizi – merak etmeyin hiç yüz vermedi. Otel şehirdeki bütün turistik attraksyonlara yakın. Yürüyerek Akerhus Castle Park, City Hall ve Aker Brygge’e geldik. Burası bir köprü aslında ama birçok restaurantin olduğu panayir merkezi gibi yapmışlar. Biz de gözümüze güzel gözüken Albert Bistro'da geç bir kahvaltı yaptık. Aker Brygge devamında estetik açıdan çok güzel binalar ve cezbedici restaurantlar gördük. Şansımıza hava serin ama güneşliydi, üstüne bir de hiç beklemediğimiz kadar estetik bir şehir çıkınca beklentimizi aştı.

Ordan Nobel Barış Muzesi’ne girdik, girdik derken bilet alma kısmının orda sadece durduk, nedense istemedik içeri girmeyi.
Yakınındaki bir iskeleden 2 saatlik Fjord Cruise turu aldık. Bunda aklınızda fjord konusunda bir algı varsa önce onu değiştirin:) Akerhus Kalesi sonrası Opera binası geldi, önünde Caddebostan plaji gibi o serin havada denize giren halk, açıklarda miniş binalar ve renkli kabinleri gördük. Bu renkli kabinler özellikle 1920lerde içki yasaklandığında alkol kaçırmak için kullanılıyormuş . Sonuç olarak o resimlerde gördüğümüz karlı fjord vb görmedik, sanırım minik koylara da fjord diyolar, ama keyifli ve yapılması gereken bir turdu kanımca.