Kalbim Ege'de Kaldı! -Akyaka, Selimiye ve diğerleri, Temmuz 2015

Yıllık dilek listemde yer alan araba yolculuğu için Nevra'yla sabah erkenden yola çıktık. 2 mola verdikten sonra, akşamüstü 3 gibi Muğla'ya girdik ve Akyaka hemen karşımıza çıktı!  Son iki yıldır sürekli duyuyoruz, bari seyahate burası ile başlayalım dedik.
Bu arada Akyaka için yeni Çeşme diyorlar, kite surfçulerin mekanı diyorlar, bizim ikisiyle de işimiz yok, beklenti sıfır ve sadece meraktan geldik. Hal böyle olunca, Safranbolu Evleri gibi Osmanlı Konakları'nın bizi karşıladığı, hayalimizden daha büyük bir kasabaya gelince ben mutlu oldum. 
Zara Konak adlı otelimize eşyalarımızı bırakıp, aşağı indik, Azmak Plajı'na vardık. Sol tarafta kitesurf yapanların  renkli görüntüsü eşliğinde şezlonglara oturduk. Hava bulanıktı ve nitekim bi anda bi yağmur bastırdı ki sanki kovayla tepemizden su boşaltıyorlar. Her taraf açık, sahildeki balıkçılardan birine sığındık, nafile tavandan su boşalıyo. 

Kendimizi odaya zor attık, yol yorgunluğu uyuduk, akşam çarşıya indik, sahile gelmeden son sağdan girince bi sürü restaurant ve balıkçı çıktı karşımıza. Biz de en sonunda Ayşe Ana ev yemeklerinde karar kıldık. Ordan tam ters tarafa yürüdük, No. 22 Riders Inn diye methini çok duyduğumuz, cool bir mekana gittik, hem otel hem bar ve genelde kite surfçüler takılıyor. Minik bir komün hayatı var, servis - içki - müzik hepsi çok iyiydi.
Sabah keyifli kahvaltı sonrası kitesurf merkezine gitmeye calışıp, iki tur atıp becerememece ve ordan basıp Marmaris Turunca gitmece. Turunç otel gereksiz bir günlük giriş parası isteyince biz de yan koya, Profesorler Sitesi'nin içindeki cennet Ammos Beach'e gittik ki kendisi ülkemizin ilk 10 beach'i arasında yer alıyormus. Sakin bi ortam, ailelerle dolu, sessiz sakin, deniz çok güzel, berrak.
Deniz, öğle yemeği, uyku derken aksamüstü oldu ve yola koyulduk. Marmaris'te 8 Oda adlı bir butik otelde kalıyoruz. Merkezde kalenin yakınında daracık, bembeyaz bir sokak, sanki Mykonos'tasiniz. 
Mükemmel odamıza yerleştik, sonrasında Netsel Marina'da dolandık, akşam yemeği için yer belirledik:) 
Akşam dinlenip yat limani ile Marina birleşiminde Bono da leziz mi leziz yemek yedik, ortam güsel, lounge ve samba rossa tarzı muzik çalan bir DJ var, çok beğendik. Genelde yabancılar var ya da teknelerinden inmiş insanlar. Çıkışta tam yanındaki Hix adlı bara gittik, fena çalmıyodu, birşeyler içip döndük. 
Ertesi gün planımızda Datça'ya gitmek var. Herkes aman yol çok kötü gitmeyin, dikkat edin filan uyardı. Nitekim yoldaki tek sorun dört nala koşan eşekler oldu, yoksa hiçbir sorun yok. Datça'ya girmeden Palamutbükü'ne ayrıldık, işte yol burda sıkıntılıydı. Daracık, asfalt kötü derken deniz kenarına indik, not aldığımız Mavibeyaz adlı otele geldik. 
Amacımız kahvaltı yapıp denize girmek. Zaten halk plajı gibi bir yer var önünde. Kahvaltıya Çırağan fiyatı almaya kalkıp üstüne de şezlong için para isteyince, bir de aşırı sıcaktı zaten, iki gibi kalktık. 
Bu arada Facebooktan çok eski birmiş arkadaşımın ailesiyle birlikte ikiyuz metre ileride ileride olduğunu görüp yanlarına uğramaca.
Ordan Kadırga Koyu'na gittik, tepeden koy nasıl güzel gözüküyo anlatamam. Hayaller ve gerçekler: Cennet Plajı diye bir yere gittik, pek memnun kalmadik. Sanki yazlık bir sitenin plajı. 
Akşamüstüne doğru Eski Datça'ya gittik, taş sokaklarda dolandık, meydandaki Ene kafede oturduk. 
Eve dönüp dinlenip, sabit mekanımız Marina'da dolandık. Marina'nın karşısındaki Chef Narine ve Zoom Eat n Joy'a baktık ama bomboştu. Bono'cuğumuz gene doluydu ama iki akşam üstüste gitmeyelim dedik. Onun yerine ilk gün ara sokakta gördüğümüz Girit Meyhanesine girdik. Meyhane dediğimiz 3 tane masa, küçücük bir mekan. Oradaki amca bize elleriyle yaptığı mezelerden ve uber leziz ahtapottan elleri ile servis etti.
Çıkıp tekne turu peşine düştük. Bodrum'da filan gulet tarzı teknelerle tura çıkılır ya, burdakilerin içini öyle bi dekore etmisler ki belli balık istifi (Gerçi Rodos'taki tekne maceramdan sonra bu lüks kaldı). Bi diğer alternatif de katamaran gibi büyük ve dört yüz kişilik bi araçla dolana dolana Dalyan'a gidip Caretta Caretta görmek. Ümitsizce odaya geri dönüş.
Sabah erken kalk, balkonda dizi izle:) Otelimiz öyle keyifli ki sanki evdeyiz ve  yolculuğun en güzel kısmı kafamıza göre hareket edebilmemiz. Yol yorucu olsa da, istediğimiz saatte istediğimiz yere gidebildik. Atladık arabaya ve Selimiye'ye gel. Beyaz Güvercin oteline gitmek istiyoduk ama günübirlik kabul etmiyolarmiş, onun yerine Selimiye Mavisi'ne geldik. Sakin keyifli ortam, deniz berrak ama uber tuzlu.
Kimle konustuysak Sardunya'da yemek yiyin deyip durdu, biraz ticari geldi gitmedik:)
Ordan Losta adlı pastaneye gidip keçi peynirli baklava ve çeşitli kurabiyeler aldık. Günün sürprizi kapsamında,  Facebook'tan Marmaris'te  olduğumu öğrenen ilkokul öğretmenim ile buluşucaz:)
Ordan odaya gel duş al, Aquarium adlı restaurantta leziz ve bol yemek (tabaklar full geliyor) bitiremedik. Arka sokakta keş barlar sokağı. Davy jones rock bar ve Buddha bar da canlı müzik başlayacaktı 24'te ama uykuya yenik düştük.
Ertesi sabah hamam böcekleri arasında kahvaltı. Sonra işkence başladı: Bördübed'de mükemmel manzara, ama denize giremiyoruz. Sadece iki tesis var ve ne Club Amazon ne de Golden Key'e giremedik. Bari Bozburun'a geçelim dedik. Beton üzeri şezlongları atmışlar, onu dalgalı iğrenç bir deniz, arkası gene beton yığını. Meğersem yanlış yerdeymişiz, denizden gitmek gerekiyormuş Bozburun'da. Sıcaktan Nevra fenalaştı, yol kötü filan derken Selimiye Mavi Denize gittik tekrar ve huzura kavuştuk.
Akşam gene Bono'da yemek, bildiğinden şaşma. Son gün Fethiye üzerinden Kemer'e geçtik ve artık dinlenmek üzere üç gün tesisten dışarı çıkmadık. Genel olarak sürekli araba kullanmak yorsa da, hergün yeni bir yer görmek ve çoğu gittiğimiz yerin süper olması çok keyifli oldu ve seneye de böyle bir planı dört gözle beklememe sebep oldu.

0 comments:

Yorum Gönder