Şövalyeler nerde? - Rodos, Ağustos 2015

Çekirdek ailecek, kapı vizemizi aldık, Marmaris'te bir gece konaklayarak Rodos'a feribotla yol aldık. Biletimizi İstanbul'dan bir acenteden almıştık, siz direk Yeşil Marmaris'ten daha ucuza alın. Çok beklemeden, yardımsever personel ile bir saatlik rahat bir yolculukla vardık Rodos'a.
Kapıda bir saat giriş için bekledinten sonra liman çıkışında taksiye binip, sonradan merkeziliğine pek şükrettiğimiz Lydia adlı otelimize geldik. Otel aslında şehir oteli gibi gözüküyor, etrafında Tommy H, H&M gibi bir sürü mağazalar var, neyse ki etraftaki 2-3 katlı binalar yazlık bi yerde olduğumuzu hatırlatıyor. 
Öğlen için gelirken yolda gözüme kestirdiğim ve hemen çapraz köşedeki Mirage adlı villa tipli lounge barda yemek yiyip plan yaptık. 
Ilk gün araba kiralamak istemediğimiz için civarda bir plaja gidicez sonra eski şehri gezicez.
Üstümüzü değiştirip otelden çıktık, 10 dk yürüyüp Casino Rodos'un oraya vardık, önünde bir sürü plaj var biz annemle sağdan ikinci olan Baia'ya gittik. Hafif esinti eşliğinde dinlendik.


Akşamüstü otele gidip babamı da aldık ve bu sefer ters yöne giderek eski şehrin yakınında bir yere vardık. Orası Adalet Sarayı'ymış. Önünden eski şehir turu yapmak amacıyla mini trene bindik.
Meğersem bu tren şehrin eski bölgesine gitmiyormuş:( Apollo tapınağını gördük en azından, bir de şehir hakkında bir fikrimiz oldu. 7 civarı geri dönmüştük, az biraz daha yürüyüp eski şehre vardık.
Benim kafamda şövalyeler, antik kalıntılar var; ancak turistik hediyelik mağazalarda gördüm bunları. Her yer nasıl turistik mağaza ve restaurant dolu anlatamam, biraz hayal kırıklığı oldu açıkçası.
Otele yorgunlukla dönüp, üstümüzü değiştirdik ve otelimizin iki sokak altında kalan Koykos adlı restauranta gittik. Iyi ki önceden yer ayırtmışız, bütün gelenleri geri çevirdiler biz ordayken. Ben Yunanistan'a her gittiğimdeki gibi caciki, kalamar, patates üçlememi söyledim, tatlı beyaz şarap ile süper gitti. Hele bir de en sonunda ikram ettikleri Skinos marka mastika (sakiz likoru) çok iyiydi, dönerken aldık valla. Etrafraki ıncık cıncıkçıları dolaştık ve 10 gibi odadaydık, sanırım beş dakika içinde uyuyakaldım.
8 olmadan uyanmam da sürpriz olmadı tabii. Mükellef Yunan kahvaltısı (ballı yoğurt ve laz böreği benzeri börek dahil) sonrası günlük tekne turu peşine düştük. Bi tanesini ucu ucuna kaçırdık ama ertesi gün için rezervasyon yaptık. Bu arada 200-300 kişilik, otobüs gibi oturulan kocaman tekneler bunlar, zaten pek gönlüm yoktu. Bari araba kiralayalım dedik, adada toplam 30 araba var sanırım, ellerinde kalmamıştı, siz mutlaka seyahatiniz öncesinde kiralayın.
Biz de son çare bir taksiye atlayıp 15 eur vererek Kalithea bölgesine gittik. Amca bizi bir tesise getirdi, içeride antik bir kalıntı varmış, deniz güzelmiş filan ama şezlong olmadığını öğrenince rotamızı  yan tarafta kumluk alanda, şezlong ve şemsiyenin olduğu, Jordan isimli mini plaja çevirdik. 


Basit, iptidai ama deniz (kayalık olsa da) çok güsel, berrak, denizin altında gözle görülebilen bir sürü balık - mercanlar var, ayrı bir dünya çok hoştu. Bi süre sonra, şezlonglarını üçgen şeklinde yerleştirmiş olan 3 italyan çiftinin (muhtemelen bir ailelerdi) arasına 5 yunan kız girdi ve cidden yüksek sesle kahkahalarla, bağrışmalarla huzurumuzun içine ettiler. Italyan ana kraliçenin 'susun artık' diye gürlemesiyle Yunan-İtalyan savaşı başladı resmen. Bu arada plaj bomboş, kızlar bilmeden ve onca yer varken Bermuda Şeytan Üçgenine düşmüş, en sonunda tıpış tıpış gittiler, bizim de hayatımızdaki heyecan bir anda yok oldu.
Dönüşte babamla şehir merkezinde indik, birgün önce yolun karşısındaki tatlıcıları gözümüze kestirmiştik, orda mideye bi çilekli tart bir de limonlu tart indirdik. 


Odaya dönüş; dinlen kitap oku, duş derken, yemek vakti geldi. Annem birgün önce Koykos'u pek beğenmeyince demokrasi ilan ettik ve hergün birimizin istediği yere gitmeye karar verdik. Yıldızcığım aynı sokaktaki Napolitan adlı yeri istedi, İtalyan mutfağı, yemekler fena diildi ve bir tavuk ailesi olarak 22:30'da odaya geri döndük. Sözde Eski Şehir'de barlar sokağı var, oraya gidicez eğlenicez bi akşam ama kısmet olmadı. 
Sabah tekneye gidicez diyerek 7:30ta başladık güne. Discovery adlı teknemize gidiyoruz, 300 kişilik 3 katlı bir tekne, rezervasyonu yapan kız 9 buçukta yola çıkıcaz ama 8den itibaren gelin ki iyi yer kapın dedi, nitekim biz 8:40ta vardığımızda çoğu yer kapılmıştı. Bi yere oturduk, ancak yola çıkınca bangır bangır hoparlorün önünde olduğumuzu farkettik. Tur kapsamında, sırasıyla Kalithea, Faliraki(gerek yok)den geçip,  Anthony Quinn adlı koyda mola verdik. İnsanlar çil yavrusu gibi denize atlayınca girmekten soğudum. Ordan antik bir şehir olan Lindos'a geçtik ve burası benim favori yerim oldu. Arabayla 1 saatte gidilebilen bu yere tekneyle 2,5 saatte vardık. İskeleden iniyorsun, şezlong ve restaurantlardan yukarı doğru tırmanınca (istenirse eşek taksiler de var), önce daracık sokak ve mağaza-restaurantlardan oluşan tipik bir yazlık Yunan köyü (San Torini, Mykonos gibi) karşına çıkıyor.  
Daha da yukarıda Akropolis dedikleri eski çağlardan kalma kale ve kalıntıların olduğu yer var. Açıkçası Rodos merkezle kıyaslayınca ben burayı daha otantik ve daha Yunanistanvari buldum ve sevdim. Üstelik Özgürlerin önerisi ile gittiğimiz Stefanis'te über leziz şarap sosunda midye yeyince daha da bir sevdim burayı:)
Bir uyarı, iskeleden inince önünüze çıkan deniz hem sığ hem de kayalık olduğu için kimse yüzmüyor, herkes serinlemek için orda. Onun yerine hemen yanında olan ve adı St Paul olan kısımdan girebilirsiniz, hepsinde şezlong 4 eur. Bu arada deniz yoluyla gelmek istemezseniz, 5 euroya otobüsle gelme imkanı da var keza arada 20 dklık deniz molası olsa da, 5 saat tekneyle gidiş - dönüşü anlamsız ve vakit kaybı olarak gördüm. Bu sürede 300 sayfalık kitabı bitirdiğimi söylesem ne demek istediğimi anlarsınız (cidden bitirdim)!!
Dönüşte, iskeleden iner inmez tam karşıdaki restauranta attık kendimizi, birgün önce de orda tatlı yediğimiz için adam tanıdı hemen. Waffle ve krep yedikten sonra, annemle Yunan Merkez Bankasının sokağından çıkıp, annemin çetesine hediye olarak şemsiye aldık (ilginç bir hediye!!!) ve dolana dolana otele geldik. İlk günden sonra şampuan ve vücut jeli bırakmamışlardı odaya, istemek için resepsiyonu aradığımda welcome için sadece ilk gün veriyoruz deyince bir yaşıma daha girdim. Allahtan yanımızda vardı.
Akşam yemeği için gene merkezdeki ve otele çok yakın Blue Lagoon adlı yere gittik. Korsan konseptli iki katlı bir yer ama 8:30dan itibaren Buzouki eşliğinde Yunan müziği çalıyor. Yemek yiyenleri üst kata alıyorlar ve hiçbirşey göremiyorsunuz o yüzden mutlaka yemek sonrası gelin ve alt katta oturun. Bu arada biz mekana oturan ilk masaydık ama 9:30 olduğunda mekanda boş yer kalmamıştı. Yarım saat sonra ise beni bi uyku kapladı, odaya gidip kitap filan okudum, gençler eğlencelerine devam etti.
Son günümüz olan cumartesi günü Ellis Beach civarındaki plajlardan birine gitmeye karar verdik. Rodos Casinosunun önündeki Aqua Garden yeşillik bahçe içinde süper bir gölgeli alana sahipti, DJ güzel de çalıyordu, baba kız orda takıldık. 
Annem de denizkızı Esterya kapsamında plajda takıldı. Öğleden sonra biraz etrafta dolanıyım diye çıktım yola, 5 dakika içerisinde bir yağmur başladı, bardaktan boşanırcasına, anlatamam. Sucuk gibi döndüm otele ve üstümü değiştirdim. Annemler de gelince taksiye atlayıp limana, limanda 1 saat kuyruk bekledikten sonra feribotla Marmaris'e geçtik. Netsel Marina'da bu yazki klasik mekanım olan Bono'da ailecek güzel bir yemek sonrası havaalanına gittik ve İstanbul'a döndük. 
Genel olarak iyi bir dinlenme tatili oldu, bu tecrübe sonrası Rodos'un arkadaşlarla her gece içmeli çıkmalı ya da sevgiliyle Lindos'ta romantik konaklamalı alternatif bir tatil için de ideal olabileceğini düşündüm. Dünya küçük, bir daha yolum düşerse belki bunları yaparım...

0 comments:

Yorum Gönder