Posts

İlahi komdeya: Mardin - Nisan 2012

Image
Bence oraya gitmemiz bile mucize oldu.. yanlış kesilen bilet,   sabah 5te süreklenerek kalkma, 2 saat inemediğimiz için nerdeyse kulak zarımın patlamasına ramak kala Diyarbakır’a iniş- evet Mardin’e değil, çünkü yolumuz Hasan Keyf. Yeşil Diyarbakır Öncelikle helal olsun demek istiyorum, yol nasıl kaymak gibi, etraf nasıl yeşillik, nedense böyle hayal etmemiştim Diyarbakırı. 1 saatlik yoldan sonra Batman’a varıyoruz, bildiğiniz büyükşehir orası. 3 M migrosu, bütün markaların mağazaları vb, yurdun öbür ucu demezsin. Nitekim şaşkınlık içerisinde Hasan Keyf’e vardık, uzaktan resim çektirdik, yapışkan çocuklarla ilk orada tanıştık. Bu çocuklar çok fırmalar aslında, “abla sana hikayesini anlatıyım mı” diyo, 1 tl karşılığında “kuş kaçtı, kuş uçtu, kondu” şeklinde, aksanları çok zor anlaşılan az ama öz bir hikaye anlatıyorlar. Hasan Keyf’e yakından bakmak istedik ama bir anda oylesine dolu bastırdı ki, güvenlik sebebi ile kapattılar girişi, çarşısında dolandık. 100 yıl dayanacak bir b...

Spontan Amsterdam - Nisan 2012

Image
İlk defa sanırım 2006 yılında gitmiştim Hollanda’ya. Aynen bir fıkra gibi, bir Alman, bir İngiliz, bir Amerikalı ve bir Türk. Pek uyumlu bir grup da değildik: hepimizin farklı zevkleri, farklı istekleri var ancak gene de 4-5 gün için bir sürü yeri gezdik, üstelik birçok şehirde.   Rotterdam’dan tutun da, adını bilmediğim bir sahil kasabasına, The Hague’den    Amsterdam’a. Amsterdam’dan hatırladığım birkaç şey var: Anne Frank’ın evinin psikolojik olarak beni mahvettiği, bitmeyen müzeler   ve   yolda çocuğuna zorla yemek yediren bir anne gördükten sonra “kesin Türktür”   deyip, o kişinin çoookk sevdiğim biri çıkması. Bu sefer tamamen farklı bir kontekste, işten 5 kız gittik Amsterdam’a. Biz Umay’la önceden gidiyoruz, grubun kalanı akşam üstü gelecek. Öncelikle 8:20 uçağını 12:20 de kaldıran THY’ye sevgilerimi yolluyorum. Kalkış sırasında 29. Sırada olduğumuzu duymak bir rekor oldu, üzerine de sırada iken “benzinimiz bitti, benzin almaya gidiyoruz” diyen...

Nerde o bildiğimiz Tunus? - Şubat 2012

Image
İş için Orta Doğu turuna devam. Az vakit var ve hani olur da vaktim olursa diye ön araştırma yaparken, Libya ve Cezayire sınır ülkelere gitmeyin şeklindeki güvenlik uyarısını görünce mini bir tırstım, neyse... Birleşmiş Milletler ekibi şeklinde, 5 ayrı ülkeden 6 kişi Ist h alanında buluştuk ve yanyana uçtuk. Uçakta yanımda aşırı arkadaş canlısı Tunuslu bir genç, konuştukça konuşası   geldi.   Bizimkiler de arkadan gazlıyo. Seyahatin geri kalanında “nişanlım” olarak anıldı kendisi. Tunis’in merkezine 30 dk uzaklıkta bir bölgede, Mövenpick’te kalıyoruz. Yolda giderken sanki Ege köylerindeyim ama o kadar sessiz sakin ki. Bu arada hava yağmurlu, kafamdaki Tunus u göremedim henüz. Otel müdürü bizi kapıda karşılıyor ve nerdeyse her birimizi tek tek öpüyor (kartını da verdi). Biraz dinlendikten sonra hava yağmurlu olmasına rağmen oranın meşhur bir semti olan Sidi Bou Said’e gittik. Sidi Bou Said

VAN minüt - Mart 2012

Image
Dört saatlik Van seyahati cidden “One minute” gibi geçti... Sabahın köründe biraz da cts günü olduğu için küfrederek uçağa biniş. İlk, ben binmişim uçağa   üstelik. Etrafımda konuşulanları anlamayarak 2 saat yolculuk (Van İran sınırında olduğu için İranlılar oraya uçarmış hep, uçakta resmen azınlıktaydık). Modern bir havaalanına varış, hava 6 derece ve nasıl güneşli. Etrafta kar kalıntıları. Varış noktasına gidene kadar çatlamış binalar, buldozerle yıkılan enkazlar, birkaç terkedilmiş çadır ve en önemlisi konteyner kentler. Ekimdeki depremden sonra zorlu ve soğuk bir kış geçiren Vanlıların çoğu şehri terketmiş. Nerdeyse hayalet şehir. Kalanlar travmayı zor atlatmış, arada sırada olan daha ufak çaplı depremlere alışmış. <> <> Van Gölü'ne bir bakış <> İşimizi bitirdikten sonra 1 saat vaktimiz vardı ve en optimum şekilde değerlendirdik. Van denince akla ilk gelen Van Gölü . Şehirliler ona “deniz” diyorlar. Nitekim biz de kısa bir süreliğine de olsa “sahil...

New York’ta başka bir hayat! - Kasım 2011 (bölüm2)

Image
Ramazan Bayramı’nda, kar fırtınası yüzünden NY uçağına binememiş ve havaalanından üzgün bir şekilde geri dönmüştük (yerine gittiğimiz Roma tatili için bkz: Roma –Eylül 2011). Kurban Bayramı tekrar bizi ümitlendirdi ve düştük yollara. Yazının ilk bölümü için tıklayın Gün 5: Salı Bugün Manhattan’ın dışında bir Woodburry adlı outlete gidicez. Internetten mağazalara baktık, hangilerine gidiceğimizin listesini yaptık. Otelin üst sokağında bir yerden otobüs ayarladık, otobüsün park ettiği yerin önünde bir bagel cı vardı, leziz bir bagel alarak otobüse bindik. Bize yerleşim planı verdiler, gideceğimiz mağazaları işaretledik filan, çok komikti. İndik ve Nevra ile “ayrı mağazaların insanlarıyız” deyip   yollarımızı ayırdık. Bu arada her önüne gelen birşey sipariş etti, elimde bir liste var ki birkaç sf. Neyse ki, birkaç ayakkabı ve birkaç çanta için bile oraya gitmeye değdi J Nevra alışverişini bitiremediği için 4 otobüsü ile benle gelmedi. Ben de otobüsten inip Duane Reade’e gidi...