Frankfurt, Mart 2007

Avrupa’nın Heatrow’dan sonra en büyük havaalanından dışarı çıktığımda bu finans şehrinin beni bu kadar etkileyeceğini bilmiyordum.
Bir fuara katılmak için geldiğimiz bu şehirde fuar alanına yakın olsun diye Mercure Otel’de kaldık. Sonraki gelişlerimde kaldığım Le Meridien otelin lüksü burada yok maalsef, e ne kadar ekmek o kadar köfte :)
Koştur koştur geçen bir fuar ortamından sonra, misafirlerimizle birlikte şehrin karşı yakasında kalan New York Brick Restaurant adlı bir restauranta gittik. Aslında bir gökdelenin tepesinde dönen bir restaurant vardı, orada yer kalmadığı için burayı tercih etmek zorunda kaldık. Ren nehri kıyısında manzarası çok hoş bir restaurant. İçerisi çok kalabalık ve tek ahçı + tek garson var. Haliyle 3 saatte ancak yemeklerimiz geldi ve 12 ye dogru otele döndük.


Ziel Strasse arka sokakları
Ertesi gün şehir turu gerçekleştirdik. Birçok parklar, sokaklar geçtik. Frankfurt’un büyük bir kısmının ünlü Rotshchild ailesine ait olduğunu öğrendik. Sonra şehrin en sevdiğim kısımlarına geldi sıra.


Frankfurt’un alışveriş caddesi olan Ziel Strasse de farklı bir Almanya ile tanıştım, sıcak samimi geldi sokaklar bana: geniş geniş sokaklar, insanlarla dolu cafeler, hatta sokak satıcıları. H&M, Mango vb gibi birçok mağazayı sanmıyorum bile. Bir de bir ayakkabıcılar var ki, Çin işi belli ama o kadar ucuz ve o kadar moda tasarımlar var ki sonraki her gidişimde mutlaka oralara da gittim–ama maalesef adlarını hatırlayamıyorum şu anda. Karstadt’tan çikolata ve Total yoğurt alışverişimi yaptım.

Römer
Me @ Römer
Sonra Zeil’dan Neue Krame adlı bir sokağa saptık ve ordan sağa döndük, bir sürpriz ile karşılaştık: Bir anda karşımıza eski bir şehir çıktı. Römer adlı bu bölge sanki küçük bir ortaçağ kasabası ve halen insanlar yaşıyor. Hatta bazı binalar orjinal halde korunmuş. Belediye binası ve Gotik mimarisine sahip ihtişamlı bir katedral de de bu meydanda. Bu minik kasabavari bölgeden aşağı doğru inince bir başka sürpriz çıktı karşımıza: Katedraller ve gökdelenler arasında, yeşillikler içerisinde bir park ve önünde de şehri ikiye ayıran Rhein nehri. Bisikletle dolaşan, koşan insanlar. Süper! Nehirde birçok balıkçı ya da tur teknesi vardı. İçlerinden biri de Türk ve balık ekmek satıyordu :)
Ren nehri, park ve katedral
Köprüden geçti Belin :)
Wagner
Köprünün karşısına geçip de Eski Şehir – Alt Stadt’a varınca başka bir Frankfurt ile karşılaştık. Burası daha artistik: müzelerin, sanat galerilerinin olduğu bir bölge. Nehir manzaralı müzeler yan yana dizilmiş. Ara sokaklardan birine sapınca Schweizer Strasse’de Apfelwein Wagner adlı geleneksel Alman mutfağının olduğu bir restauranta gittik. Geleneksel patatesli domuz eti bonfilesi yedim (gunahi boynuma :) çok lezzetliydi. Burası özellikle de Alman şarapları ile tanınıyor. Mutlaka önceden yer ayırtılmalı, yemekler mükemmel.
Bir diğer gidişimizde Mayur adlı bir Hint restaurant’ına gitmiştik. Berliner caddesinde yer alan bu restaurantta iyi.
Ren Nehri
Wagner’den çıkıp nehrin üstündeki köprüden şehrin diğer tarafına geri döndük. Seyahate devam edecek birkaç kişiyi Hauptbahnhof (Tren garı ) na bıraktık. Bizim Haydarpaşa Tren İstasyonu gibi çok dikkat çekici, şahane bir mimariye sahip. Oradan da havaalanına doğru ilerledik ve bu kısa seyahatin sonunda “die Welt ist kleine” * diyerek evimize döndük.
*Dünya küçük

0 comments:

Yorum Gönder