Mykonos, Temmuz 2008

Ingilizler’in deyişiyle Aybita (Ibiza)’dan sonra Avrupa’nın en çılgın adası Mykonos’a, tam da zamanında; bir temmuz ayının başında gittik. Ekip süper eğlenceli, Yesh ve Tola, ben, Özlem ve Özgür.
Havaalanında, tavsiyeler ve internet araştırması sonucunda bulduğumuz yerlerden 4 günlük programımızı yaptık. Çocuksu heyecanımız ve etraftaki coşkulu gayler ile pırpır uçağımıza bindik ve 1 saat sonra vardık adaya. Resimlerde gördüğümüz mavi kubbeli, beyaz taş evler dolu her yer ancak çorak mı çorak bir iklim, yeşillik nerdeyse yok denecek kadar az, etrafta motorlu tipler.
Bodrum’un 1970’lerdeki hali bu olmalı, zamanı sanki dondurmuşlar diye düşünerek Olia isimli otelimize vardık, hafiften yerleştik.
Şehir merkezine gitmek için resepsiyondan önerilen otobüsü yaklaşık 45 dakika bekledikten sonra, ertesi gün ilk iş araba kiralamaya karar verdik.

Şehir merkezine indik ve sahil boyunca deniz kenarından yürüyerek, sonuncu aradan daracık sokaklardan birine saptık. Minik bir meydan ve korkunç bir kalabalık çıktı karşımıza. Herkesin şiddetle methettiği Niko’s adlı restauranta geldik. Niko's ta bol deniz mahsulü, saganaki ve şarap eşliğinde keyifli bir yemek yedik. Öyle keyifliydi ki; bizi sersemleten rüzgara, hatta üstümüze birer masa örtüsü geçirmiş olmamıza bile aldırmadık. Arkamızda 20 kişilik bir blind gay date masası vardı, her biri farklı farklı ülkelerden gelmişler filan, onlara kulak kabarttık, böylelikle ada için oryantasyonumuzun ilk aşaması tamamlanmış oldu :)

Niko’s un olduğu alandan arka sokaklardan devam edince barlar sokağına çıktık. Gene Bodrum’u andıran sokaklar. Avlu gibi bir alana geldik, Scandinavian adlı süper bir bar, merdivenle çıkılıyor yukarı, sapık bir dj süper çalıyordu. Sapık dememin sebebi ise, o yaz Beggin şarkısı tekrar popüler olmuştu ama henüz Mykonos’a gelmemiş. 4-5 kere çalmasını rica ettik, çalmayınca duymuyo bizi herhal dedik ve cep telefonuna yazıp uzattık okusun diye. Ve DJ imiz ekranı okuduktan sonra cep telefonumu yaladı! Biz dumur bir şekilde birbirimize bakakaldık. Bu arada Özlem’le Özgür karşı cinsten kişilerle tanışma! yarışına başladı. Ben hakemlik yaparken bir anda çalmaz mı Beggin. Hoplayıp zıplamaya başladığım anda nerden çıktığını anlamadığım kıro bir Italyan arkama geçip lambada pozisyonunu aldı. Ve ve Özgür yarıştan geri kalma (ki kaybetti zaten sonunda!) riskine rağmen kahramanca elimden tutup çekerek kurtardı beni. Sanırım öyle acınası bir görüntü vardı ki, Özgür’ün yanındaki adam bile “nice move” demiş :)
Arada, Space diye bir barı önermişlerdi, bir nevi Halikarnas, oraya bakmaya gittik. Ancak saat 1 gibi dolmaya başlıyormuş, sabaha kadar eğlence devam. Bizi sarmadı, sapık DJ in mekanında 3’e 4’e kadar kaldık.
Hani tatile gelmiştik ve bir gece önce de bol alkol geç yatış yapmıştık ya, Yeşim’in vücudu bunu kabul etmek istemedi ve sağolsun 8.30 da bizi “günü kaçırmayalım” diye uyandırdı. Oteldeki kahvaltıda hiçbirşey olmadığı için yoğurt ve ballı kahvaltımızı yaptık ve hemen araba kiralamaya gittik. Günlüğü 30-40 euroya tam da daracık yollara uygun minik bir araba kiraladık. Mykonos’ta şehir merkezi dışında çeşitli koylar / beachler var, bu sebeple mutlaka ya motor ya da araba kiralanmalı.
İlk durağımız Paradise Beach oldu. Tabii sabahın köründe gittiğimiz için etraf pek bi sakin, anlatılan çılgın eğlence nerde diye bakınırken, aynı anda görevliler de bize garip garip bakıyor. Ben de dedim tamam, en azından deniz kenarında uyuruz. Tabii o da mümkün değil, Yeşim the hiperaktif: hadi frappe içelim, hadi denize girelim, hadi matkot (raket ball gibi bir oyun) oynayalım diyerek sürekli aktivite yaptırdı bize. Bu arada matkot u 15 tane gay İtalyan önnüde oynadığımızı, benim vücut beyin koordinasyonum olmadığı için ultra beceriksiz oynadığımı ve hatta yuvarlanarak düşüp, gülmelik bayaa malzeme çıkarttığımı da eklemeliyim.
Biraz da etrafı da anlatmak gerek. Saat öğlen 1 itibariyle plaj dolmaya başladı ve halk kahvaltı yapmaya başladı. Bir vücutlar var etrafta, sanki Yunan heykelleri canlanmış da dolanıyor. Herkesin karnında baklava, sırtında – omuzunda dövme mi olur kardeşim diyerek, özellikle bu kadar yakışıklı erkekleri gene erkek cinsine kaptırdık diye hayıflandık. Gerçi karşı cinse kaptırmasaydık da birşey değişir miydi bilmiyorum :)
Saat 4 itibariyle yüksek sesle techno müzik çalmaya başladı ve herkes barın etrafında toplandı. Barın üstünde sadece bikini altıyla dans eden kızlar; platformda, üstünde string mayosu ile dans eden taş bir amca, ama onun da tercihi farklı, üstelik string inin ön kısmında kalkık bir fil hortumu var! Şaşkın bakışlarla etrafı gözlemleyip, bol bol güldük. En son çıkarken, bir koltukta kız vücuduna dondurma sürmüş, erkek arkadaşının kucağına da oturmuş, çocuk da onu yalıyordu??

Akşamına gene merkezde sahilin sonunda yer alan Rouvera’da çılgın kalamar, karides, feta, midye ve denize ilişkin ne varsa, korkunç ucuz bir fiyata yedik. Tekrar Scandinavian’a gittik ve çok da eğlendik.
Ertesi gün bu sefer Super Paradise Beach’e gittik. Burası daha kaliteli ve biraz daha sakin olduğu için burayı daha çok beğendik. Deniz de temizdi. Çıkışta şehri gündüz gözüyle bir gezelim, etrafa bakalım, alışveriş yapalım dedik. Oradan “mutlaka güneşim batışını izleyin” dedikleri Little Venice adlı alana gittik. Daracık 2 katlı binalar yanyana ve deniz üstünde. Nedense Mykonos’un sembolü olan rüzgar değirmenlerine gitmedik. Geçtik oradan, uzaktan baktık ama gitmedik.

Odalara dönüp biraz uyuyup 10 gibi yemeğe gittik. Gene ara ve arka sokaklardan birinde yer alan ve bence gereksiz yere kapısına gökkuşağı etiketi yapıştırmış olan (gökkuşağı etiketi, gay dostu anlamındaymış ama her yer oyleydi aslında) Koulenas’ta akşam yemeğimizi – gene deniz mahsulü- yedik. Çıkışta, sahilde baştaki Remezzo adlı, bizim Anjelique’in miniği, şık insanlar ve birbirine bakan ama dans etmeyen tiplerin olduğu bir açıkhava klubüne / terasına gittik. Yemek yerken Tola ile Özgür bana bir elbisem yüzünden “öğretmen”, “teyze” vb dedi, şakayı cok da uzattılar, ben de üzüldüm. Hem keyfim kaçtığı için hem de yorgunluktan 2 gibi ayrılıp otele geldim. Sonra aldığım haberlere göre yanında Tola (kocası) olmasına rağmen herifin biri Yesh’e “bu adamla büyük bir hata yapıyosun” demiş! Medeni cesaret mi, canına susamışlık mı bilemedim ama Allah’tan olaysız bitti gece.
Son günümüzde Paraga adlı farklı bir beach e gittik ancak ne deniz ne de ortam güzeldi, biz de tekrar Super Paradise’a gittik ve son günümüzü orada geçirdik. Bu arada denemeden satın aldığım siyah bikiniyi o gün giydim ve bikini altının belimin üstüne geldiğini görünce dumur oldum. Düşünsenize etrafta taş gibi yaratıklar ve ben tam babaanne bikinisiyle! Bir akşam önceki teyze muhabbetinin de tam üstüne geldi üstelik! Hemen çocuklara gidip “hakettim valla” dedim ve çok güldük. Bikiniyi kıvırarak günü idare ettim.

Akşam uçağıyla feci uykusuz bir şekilde eve geldim, misafirlerim vardı ve uyumak gene geç bir saate kaldı. Gene de komik ve eğlenceli bir tatil geçirmiş olmanın etkisiyle “dünya küçük” dedim.

0 comments:

Yorum Gönder