Kos, Temmuz 2010

Bodrum’a gitmişken, hazır vize de var diye Kos’a da gidelim dedik. Yeşim ile birlikte sabah 9 civarı Turgutreis’e gittik. Feribot biletimizi hemen oracıkta aldık ve kuyruk bile beklemeden feribota bindik. Yaklaşık 40 dakika sonra adanın kurak ve çorak bölgeleri karşımıza çıktı. Sırasıyla bir sürü şemsiyenin bulunduğu plajların arka arkaya dizildiği bölge, sahil kasabasını andıran şirin bir alan ve en sonunda kalenin orada (gene bir kaleye rastladım!) indiğimiz liman. AB ülkesi vatandaşı olmayanlar için tipik uzun süren bir kuyruktan geçtik ve Kos toparaklarına ayak bastık.


Yeşim @ Liman
Caddeye varabilmek için içinden geçtiğimiz limandaki ultra lüks yatlara bakıp, foto çektikten sonra caddeye vardık. Her yerde bisikletli ya da motorlu gençler, yaşı geçmiş turistler var. Biraz ilerleyip balıkçıların olduğu meydana geldik ve sola doğru döndük. Ayakkabı –mayodan, magnet – hediyelik eşyaya ıncık cıncık satan birçok dükkan. Aynen Bodrum çarşı gibi. Oradan sağa sapıp birçok mağazanın ve cafenin olduğu daracık sokaklara saptık. Ciao cafede bir yorgunluk frappemizi içtik ve yola koyulduk.


Ciao cafe














Çarşı
         Bize” 1’den sonra siestaya gidiyorlar, 4’e kadar dükkanlar kapalı” dedikleri için denize girmeyi öğleden sonraya bıraktık ve etrafı dolaşalım, alışveriş yapalım dedik. Değişik olarak mastika (sakız) ve zeytinli şampuan – krem vb gibi ürünler var. Şans seseri dükkanlarda bazı Türklere rastladık ve sohbet ettik, adada çok sayıda Türk olduğunu ve adanın Platani bölgesinde Türk yerleşimi olduğunu ilettiler. Günübirlik geldiğimiz için vakit kısıtından bir dahaki sefere geliriz diye düşündük.

Pembe Klise
Gene çarşının içinde, Elias adlı yerde tszaziki, saganaki, yunan salatası vbi gibi mezelerden oluşan öğle yemeğimizi yedik. Saat 2 olmuştu ki hiçbir yerin kapanmadığını gördük?? Çok şeker bir mimariye sahip olan pembe St. Paraskevi Klise’sinin avlusunu dolaştık.









merkez pazar
Meydan
Biraz daha ilerleyip Camii ve klisenin karşılıklı bulunduğu bir Konitsis meydanına geldik. Geçen sene Ekim’de buraya geldiğimde çok beğendiğim bu meydanda, ikisinin ortasında yer alan eski bir hamam ya da medrese gibi tek katlı bir bina yer alıyor: Kos merkez çarşısı. Sebze – meyve – baharatların satıldığı bir pazar burası. Dışarısı ne kadar sıcaksa içerisi o kadar serin. Buradan da ufak tefek şeyler aldık ve çıktık. Sokakta birçok cafe, ancak o kadar çok sıcak ki, herkes bir gölge altında.

Pazarı arkamızda bırakarak, meydanın sağından Antik Yunan harabelerinin olduğu alandan geçerek (Ancient Agora) sahile indik tekrar. Aslında Kos Yunan mitolojisine göre önemli şehirlerden biriymiş –Hipokrat’ın kurduğu tıp okulu Asclipeion bölgesinde yer alıyor ve limanın ordan otobüsle gidilebiliyor.

Sahil ve bisikletliler
Liman arkamızda kalacak şekilde sahili takip ettik ve Averof Caddesini geçerek, plajların yanyana dizilmiş olduğu Kiritika bölgesine geldik. Akti Zouroudi caddesinde plajlar sıra sıra dizilmiş. Sıkış tıkış bir ortam, yüksek sesli popçik müzikler birbirine karışmış. Biz nereye gidelim derken, kapısında Türkçe “Hoşgeldiniz” yazan bir restaurantın önünden denize girmeye karar verdik (tam da şezlongların ve et yığınının bittiği yerdeydi). Yeşim her zamanki pratikliği ile bizim çantalarımızı İsveçli bir çifte rahatça teslim etti! ve böylelikle biz Kos’ta da denize girmedik demedik. Denizkondu gibi, denize girdik çıktık, üstümüzü değiştirdik ve hatta kurumadan tekrar yola koyulduk. Bu sefer denize paralel bir üst sokaktan geçtik. Buradaki mağazalara bakındık. Gözümüze kestirdiğimiz bir yerde dondurmalarımızı yedik. Bir market bulduk ve buradan Total marka yoğurt (şiddetle tavsiye olunur) ve Bacardi Breezer aldık.


Feribotta 180 derece yatan koltuklarımızda uyuklayarak Bodrum’a saat 17.30 civarı vardık ve bu kısacık sürede farklı bir ülkeye gidip gelebildiğimiz için dünya küçük dedik.

0 comments:

Yorum Gönder