Bir başka Ayvalık, Temmuz 2014

Bilgelerin Artur'da ev almasıyla, geleneksel kızlar yaz tatili rotamızı Alex'ten Ayvalık'a çevirdik. Kişi sayımızda son anda azalma olsa da Bilge, ben, Nevra ve Gökçe göreve hazırız:)
Bir Perşembe akşamı işten 1-2 saat erken kaçıp Yenikapı'dan feribotla Mudanya'ya geçtik. Karacabey civarında Ciğerci Osman'da süper leziz yemek ye. Bu arada Gökçe ayrı geliyor ve bize Ciğerci Osman'ı öneren o, ismi hatırlayana kadar orası Tavacı Haydar mı olmadı, Etçi Mahmut mu olmadı, bi Kanatçı Orhan filan demedi.
Gece geç vardık Artura, sabah evdeki keyifli kahvaltı sonrası, plaja indik. Deniz Ayvalık kriterlerine göre inanılmaz sıcak, ben giremem diyordum ama girebildim. Bir de ben hayatımda böyle kum görmedim. Aslında kuruyken çamur rengi, pek bi özelliği olmayan bir kum ama ne zaman dalga vuruyor, üzerinde altın rengi hareler oluşuyor. Resmen 3-4 dakika hipnotize olmuş gibi izledim.

Öğlen Güvercin koyundaydık ve Zeytin adlı ev yemekleri yapan bir yerde tahinli pancarlı salata ve pişmaniye-dondurma-fırınlanmış kırmızı armuttan oluşan kırmızı kahraman tatlısını yedik, biz ettik, siz de edin mutlaka.
Gökçe çocukluğundan beri yazlarını burda geçiriyormuş, bir bilenle gitmek ayrı oluyor tabii. 

Nitekim akşam arabayla yeldeğirmenine cıktık, en sevdiğim  kahramanım Don Kişot geldi hemen aklıma. Cunda'ya geçerken eski bir arkadaşım Melike ve Ayrisciğimiz de geldi bizle. Vino'nun sokağından girip restore edilen kliseye gittik, kapalıydı gerçi. Çarşıda dolaştık (heryeri çakma Desigual elbiseler sarmış). Ordan Rum meyhanesi Moshos ta yemek yedik. 

Burası bir taş ev, isteyen dışarda masalarda oturuyor ve içerideki canlı Rum müziğini dinliyor, dileyen ise içerde yemeğini dinleyip tabak kırıp dans ediyor. Biz dışarda sohbet muhabbet ve nişan kıyafeti ile gelen kadınları çekiştirdiğimiz üç saatin sonunda, Melike ve Gökçe'nin Artur'da yanyana oturduğunu farkettik! Hep diyorum 'dünya küçük' ;)
Sabah Beyaz fırın adlı fırından sıcak simit alıp, bir başka mükellef sofraya (evsahibelerimiz bizi çoookk şımarttılar) Gokçe'ye kahvaltıya gittik. Bu arada Cunda adası lor peyniri ile ünlü, restaurantlarda tatlı olarak  lor üzeri vişne reçeli veriliyor düşünün. Nitekim kahvaltıdaki bütün loru ben yedim nerdeyse.
Denize girmek için yüksek bir maliyeti olduğunu bile bile günübirlik Ortunç'a gidelim dedi. Bir saatlik yol sonrasında  bize nerdeyse restaurantın içinde şezlong vermeye kalkınca gerisin geriyedönüş ve Nevra'nın über hafızası sayesinde iki yıl önce Ferid'in bizi götürdüğü  Aytaç Otele gidiş. Orda eski iş arkadaşımızla karşılaşmaca, sohbet-deniz-yemek vb havanın sıcağını unutturmaya yetmedi. 
Aslında bu seyahatin bir gündüzünü Midilli'de geçirme planımız vardı ancak feribot ve o dönemde Yunan gümrüğündeki grev gözümüzü korkuttu biraz. Daha uzun kaldığımız bir tatilde geliriz dedik.
Aytaçtan dönüş yolunda sahildeki evlerin güzelliği beni şaşırttı. Aslında gecenin devamının da habercisi gibiydi bu şaşkınlık. Bir kere geldiğim Ayvalık'ın başka yönlerini gördüm resmen.

Öncelikle Balıkhanenin karşısından arka sokaklara saptık, gene dar sokaklar, eski evler vb, eski Ayvalıkmış meğersem orası. Antikacılar Çarşısından geçtik, saat 8'e yaklaşıyordu, kapatmak üzerelerdi. Aynı yerde Caramel diye şirin mi şirin, renkli bir kafe gördük, gelecek sefere gelinecek notu düştüm. Ayvalık çarşının hengamesinden geçip, hızlıca yürüyerek, Sızmahan adlı otelin denize sıfır masalar yerleştirilmiş iskelesinde gunbatımının ucuna yetiş. 

Süper  Ege yemekleri yiyip, resmen uyuklayarak eve dön. Bebek gibi uyuduktan sonra, sabah bir başka destinasyon için yollara koyul. E ne de olsa Dünya Küçük....

0 comments:

Yorum Gönder