Çakma Maldivler - Halkidiki, Haziran 2014

Seyahat başlangıcına ilişkin mini özet: öncesinde işte buhran, havaalanında bilette sorun, araba alırken gerginlik, otelde odada sorun, en sıcak zaman uyarısına rağmen gittiğimiz gün yağmur yağması, hem nem. Ve deniz karşınıza çıktığı an: Maldivlerin aynısı, hayatı durduran ve herşeyi unutturacak mavilikteki deniz.
Şimdi başa saralım: Selanik havaalanından  araba kiralayarak yaklaşık 1,5 saatte Halkidiki'ye vardık. Halkidiki parmak şeklindeki üç yarımadadan oluşuyor. biz en soldaki Kassandra Bölgedinde Kassandra Palace adlı Doğu Bloku ülkelerini anımsatan, bol Romen, Rus ve Bulgar kardeşimizin olduğu 80lerden kalma bir otelde kalıyoruz. Resepsiyon o kadar geniş ki, Nadya Komaneviç birazdan jimnastik yaparak içeri gelse yer var :)
İlk gün otele yerleştikten sonra en yakınımızdaki ve Vio'nun önerdiği Sani koyunda, Sani Beach'e varış. Sani dediğim Yalıkavak kadar büyük bir koy ve Sani adlı Holiday Village'da resort, camping, marina ve bilimum herşey var. Biz resort kısmında, huzurlu sessiz sakin bir plajda denizimize girip, uyuklayıp ilk gün dinlendik. Orada Ouzerie adlı restaurantı çok methetmişlerdi ancak dışarda atıştırdığımız için yemedik orda.


Çıkışta eski bir Rum köyü olan Aphytos köyüne gittik. Biz paralel sokaklarda dolaşıp 2-3 sokakta taş evler görüp, sonra set üstünde 5-6 balıkçı ve bar gördük. Thea Thalassa adlı herkesin methettiği balıkçıda akşam için yer ayırttık ama bu arada da herkesin övdüğü köy bu kadar mı, bu muymuş filan diyoruz. Üzerimizi değiştirmek için otele dönüş yolunda köyün asıl merkezini bulduk:) Tam benlik daracık sokaklar, turistik ve yanında da otantik mağazalar, biraz Bozcaada biraz da Kaş hatta.

Yemek için Afitosa geri döndüğümüzde hayattaki ilk ouzomu yudumladım ve derin muhabbet başladı  Nevra ile. Ordan hemen köşedeki Notos adlı bara baktık, boş olunca meydana yürüdük, klisenin sağındaki merdivenlerden güzel Rum müziği geliyordu, canlı müziği az dinleyip odamıza döndük.
İkinci gün planda Halkidiki'nin üçüncü ayağı olan Ouranoupolis'e gitmek vardı. Biz ettik siz etmeyin. Uzunca ve tozlu yollar sonrası oranın merkezine vardık. Zaten minnoş bir yer ve her yerde kardinal kıyafetleri ya da dini objeler satan dükkanlar var. Devamında Hristiyanlık için kutsal sayılan Athos Dağı ve bayanların ayak basamadıpı manastırlar bölgesi geliyor. Athos Dağı etrafında tekne turu yapılabiliyor diye sorduk meğersem 6 saat sürüyormuş diye onu es geçtik. Benim popüler Ammos beach tutturmam bizi çay bahçesi kıvamında  bi yere götürünce gerisin geriye döndük, üçle ikinci bacak arasındaki koyda Eagles Palace diye über lüks ve güzel bir otele günübirlik girme girişimimiz olumsuz sonuçlandı. Ierissos a geçtik, Bodrum Yahşi plajı yanyana plajlardan en hoşumuza gideninde (ikincisi) oturduk.
Ordan arabayla dönerken, bu sefer de bütçemiz yetmediği için kalmadığımız  Danai Beach oteline girme girişimimizde de avucumuzu yaladık. Biz de hemen yanındaki Porfi Beach Resorttan denize girdik, aileler için şirin bir otel.
Bu arada deli gibi yol yaptık ama ana yollar çok güzel, kaymak gibi. Asıl güzelliği ise etrafınız sürekli bir ormanla kaplı, beklenmedik anlarda karşınıza öyle mavi bir deniz çıkıyor ki, büyüleniyorsunuz.
Akşamına Halkidiki'deki yaşamımızın bir vazgeçilmezi olan Sani bölgesine, bu sefer Sani Marina'ya gittik. Marinanın otoparkı 20 eur gibi abes bir ücret alıyor ancak içerideki belirli restaurantlarda o parayı kullanabiliyorsun. Biz de gene bize önerilen Tomato'ya 30 dklık bir bekleme sonucunda oturduk. Greek - Middle East restaurantı. Çok lezzetli bir yemekten sonra marinada dolan, Mojito ve See you up adlı barlara bak, ama nasıl bomboş heryer anlatamam. O dönemde Dünya kupası da vardı, herkes maç mı izliyo yoksa o akşam perşembe diye mi anlamadık, nerde bu genç insanlar hatta nerde Yunan dostlarımız dedik.
Cuma sabahı erken kalktık. Hedefimiz ortadaki parmağa gitmek. Hava 33 derece, güneş yok ve aşırı nem var. Birgün önce Nevra 5 saat araba kullandı ve gitmesek mi diye sorguluyoruz durumu.
Vourvourou bölgesine plaja gidicez, ilgili sapaktan girdik, sağlı sollu bakımlı ev ve oteller, arada masmavi deniz gözüküyo, bizim nereye gittiğimiz konusunda hiçbir fikrimiz yok. Nitekim öndeki bir arabayı takibe başladık, üstelik Yunan plakalı bile değil, düşünün ümitsizliğimizi. Amca evlerin bitimindeki yoldan sola döndü, bir süre kıvrımlı yollardan geçtik, en sonunda orman gibi yüksekte bi alandaki otoparka geldik. Otopark full, aşağıda çam ormanları ile çevrili kum sahil ve masmavi deniz, o kadar güzel ki. Ama tam bir kampçı alanı. Şezlong şemsiye vb yok. Onun yerine bol bol kova ve kolluk görünce çıkmaya karar verdik. Aynı bölgede 1-2 yere daha baktık ancak beğenemedik. 

Onun yerine yol bizi Sarti yönüne giderken Bahia beach diye bir vahaya götürdü. Varmak için öyle kötü ve mıcırlı bi yoldan geçtik ki lastiğimiz patlarsa ne yaparız diye düşündük ve hatta nerdeyse geri dönüyorduk. Nitekim çektiklerimize değdi ve minik cennetimizi bulduk! Minik bir koy düşünün, etrafı çamlık, deniz süper, beyaz ve mavi tahtalar döşenmiş heryere ve Bob Marley çalıyor. Oldu bu iş! CD başa sardığında iyice dinlendiğimize emin olduk ve Armenistis bölgesine gittik.
Burda da bambaşka bir ortam var. Hem deniz süper hem de ilk defa bu kadar genç ve Yunan birarada gördük. Gerçi biraz da çoluk çocuktular, meğersem Hiphop festivali varmış orada o haftasonu, millet popo sallıyordu sürekli:)
Hedonist ve sabit durmayı unutmuş hayatımız kapsamında Platinistis plajına ve kamping alanına gittik ve çok rüzgarlı diye çıktık. Bu arada orta parmakta deniz cidden daha guzel, şezlong vb gibi imkanlar pek yok ama zaten daha çok camping alanları var.
Armenististen Sarti'ye girdik, buradaki plajlar da Yahşi modeli ama daha organize ve turistik. Orayı biraz rüzgarlı görünce arabaya atlayıp çok az ilerisinde Cielo diye bir beache gittik. Yüksek sesli guzel müzik, leziz yemek ve dalgalı deniz ama guzeldi. Şimdi yazarken, 5 günde nasıl 1000km yaptığımızı daha iyi anlıyorum:)
Akşam haritayı elimize alıp spontan takıldık ve Pefkochori de minik şirin bi sahil kasabasına gittik. Sahil kenarı aynen bizim Yalova - Akçay filan, nerdeyse çekirdek çıtlatan Nermin Teyze çıkacak karşımıza. Ana caddesinde Synthrivani diye salaş bir restaurantta leziz ve ucuza yemek yiyip, garsondan bilgi almaca. Bizim otele yakın Aqua, Ahoy vb gibi gece kulupleri görüyoruz, genelde de 11:30-12 gibi geçiyoruz ve bomboş. Meğersem a-halk gece ikide gidiyormuş oralara, b- Yunanlı dostlar için Halkidiki sezonu Temmuz'da başlıyormuş meğer.
Biz hiçbi gece ikiye kadar dayanamadığımız için gitmedik oralara. Nitekim diğer mekanlar da boş olduğu için gece hayatı diye bişeyimiz olmadı otel resepsiyonunda internete girmek dışında.
Ertesi gün 3-4 kişinin önerdiği ve "best beach in greece" dedikleri Xina semtinde :) Krousaros beach e gittik, ortam kalabalık nerdeyse bin kişi dicem ve şezlonga yönlendirenler sistematik çalışıyorlar; kategorizasyon yapmışlar, Bulgar aileler sola, gençler ortada yaşlılar vb sağda gibi. Deniz dalgalı, ortam balık istifi kıvamında ve yüksek müzik bizi yorunca, hadi Sani'ye dedik. Kaç gündür Sani'nin yolundan giderken kaplumbağa logolu mavi bir tabela dikkatimi çekiyordu. Oraya yoneldik, gene toz toptak yollar, bu sefer ayçiçeği tarlalarının arasından geçerek bir beache varış. Meğersem Yunanlı dostlar Doğu bloku misafirlerinden burada saklanıyormuş. Ortam öyle çok lüks filan diil ama yerli halkı gördümüze ne kadar sevindiğimizi anlatamam. 

Akşam bir değişiklik daha yaparak Sani Marinada Macaroni adlı restauranta gidip, çok leziz ve über pahalı (ayranaşı çorbası gibi bir çorbaya 18Eur verdik) yemeğimizi yedik.
Bu arada gündüz sanırım arabaya örümcek girdi, size de olur mu bilmiyorum, bir kere kaşınınca o araba yıkanana kadar kaşıntı tutar, o gece nasıl kaşındık anlatamam.
Son günümüzü riske atmayalım dedik ve Sani'de bu sefer otel kısmının beachine 20 Eur bayılarak gittik. 

Ordan 4 gibi çıkıp Total marka yoğurt, Ion marka bademli çikolata ve bilimum ıvır zıvır almak üzere supermarkete giderek havaalanına vardık.
Aslında dönüp bakınca 5 gün için cidden yoğun bir program olmuş ama Halkidiki'yi heryerde Maldivler vb diye tanıtınca beklentimiz de yükselmiş. Belki yanlış zamandı belki başka birşey ama nedense çoğu yerde aradığımızı bulamadık. Ya deniz güzel değildi, ya rüzgar vardı ya kimse yoktu, ya şezlong yoktu vb..(Sani Beach i muaf tutuyorum)
Bize önerilen ama gidemediğimiz yerler: Türklerin etkisinin olduğu (isimlerinden belli :) Neo Marmaras, Neo Fokaia, Neo Mudanya.  Bir de orada günlük mini bot/ motorlu sandal kiralama gibi bir adet varmış, onu yapamadık, güzel olabilirdi bir lokal ile.
Hani bir daha gitmek zorunda kalsam fırsat olursa Sani'de kalırdım ve ordan hiç çıkmazdım. Ya da Sani yolunda Sani Apart Suites diye bir yer vardı, minik bir butik otel kıvamında, orda kalırdım (nitekim bizden sonra giden arkadaşlar orda kaldılar ve çok memnun oldular). Görülmesi gereken birçok yeri de gördüğümüz için denizden faydalanır, bol bol uyur ve hatta akşamları 11 gibi yatıp gece birde kalkıp o gece kuluplerine giderdim. Bir daha gider miyim? Kim bilir, dünya küçük!

0 comments:

Yorum Gönder